1986-İkinci Hafta İzlenimleri

 

1986

İKİNCİ HAFTA İZLENİMLERİ

Ya da Yarısı Olmayan Sinema Günlükleri

 

(…)

12 Nisan

Sabahın dokuzunda Emek'in önündeyim. Sonunda sinema günlerime başlıyabiliyorum. Cumartesi sabahı olmasına karşın, sinemanın önü epeyce kalabalık. Çoğunluğu genç; yaşları otuz dolaylarında. Tanıdık yüzler. Birden bir dost çıkıyor kaşıma. Yıllardır görmediğim biri. Ne kadar da değişmiş. Saçları dökülmüş, şişmanlamış.

"Zaman denen hız." Ne kadar oldu görüşmeyeli? Milattan önce miydi son karşılaşmamız? Yoksa hemen sonra mıydı?

Aklıma Onat Kutlar'ın Yeter ki Kararmasın'da defalarca okuduğum "Balyoz ve Özgürlük" adlı denemesi geliyor: "...Sokaklarda, arabalarda, gece kulüplerinde ve diskotek kapılarında, lüks semtlerin sinemalarında giysileri, tavırları, gülüşleri sizlere benzemeyen bir sürü genç insanla karşılaşıyorum. Özellikle benim sık sık gittiğim sinemalarda. Ama sizleri göremiyorum. Filmleri ve yeryüzünü doğru dürüst tartıştığımız yok. Ne oldu size? Neredesiniz?"

"Neredesiniz?" Soru hâlen geçerli. Bizim kuşak yok olmadı ama yine de ne "filmleri" ne de "yeryüzünü" tartışıyor. Sayıları az da olsa, sinema günlerine gelme olanağını bulanlar da var. "Neredesiniz?" Uzun bir süre daha soracak mıyız?

"Benzerlik mi? Rastlantı mı? Evrensellik mi?” diye soruyorum kendi kendime Resmi Tarih'i izlerken. Arjantin'in acıları. Baskılar. Tarihi çarpıtanlar ya da Amerikanlaşanlar. Baba şöyle diyor büyük oğlu için: "Bugün Arjantin'de para kazananlar, sahtekârlar, düzenbazlar, hainler, o... çocukları, vb. bir de benim büyük oğlum." Asıl sorun kayıp çocuklar. Halkın elinden her şeyi alındığı gibi çocuklarını da alıyorlar; bir de "büyük oğul"lar. Böyle şeyler pek olmaz bana ama statükocu tarih hocası, gerçek tarihi kavramaya çalışan öğrenciye "pekiyi" verince, birdenbire gözlerimde iki damla yaş beliriyor.

Nedir şu halkların bitmez tükenmez dertleri, acıları; hele Latin Amerikalılar’ın. Tarih hocasının bu davranışı rastlantı değil, o da halktan yana olmaya doğru değişiyor. Belki de bu "pekiyi" bir küçük başlangıç. Öyle şeyler duyuyor, öyle şeylere tanık oluyor ki değişmemek elde mi? Amerikanlaşmamışsanız tabii... Artık tarihi nasıl okuyacağını öğreniyor; her şeyi bırakıp gidiyor. Diriliş'teki soylu Nehludov'u anımsıyorum.

(…)

(Perdelerden Caddelere Dökülüvermiş, Çınar yay. 1995)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş