40 ŞİİR KALP

40 ŞİİR KALP...

“pazartesi yazıları”

 

 

Gün henüz bitmedi, lacivert karanlık hüküm sürüyor Boğaz’da ve pazartesinin sonlanmasına biraz daha var; gerçi bizdeki algı, saat 24’te günün bitişi değildir de hani sabaha karşıdır daha çok. Algı öyledir. Zaten algı konum, yaş, ülke, mekân farklılıklarında da değişir; hastane odasındaki algı da değişiktir ki on gün kadar önce bir hastane odasındaydım, insan farklı algılıyor zamanı ve mekânı, gurbete düşmek gibi.

Dört yılda bu üçüncü ameliyat, işin ilginç yanı hep aynı hastane, şehirdışı gezilerde insanın alışık olduğu otelde kalmasına benziyor ama hastane odası algısı daha farklı oluyor, ameliyat sonrası yaşadığınız sıkıntılar da hediyesi!

Daha önce tiroid bezlerimi almışlardı, hemen bir buçuk yıl sonra da fıtık (kasık) ameliyatı olmuştum. Her seferinde de yani bayılmadan önce, doktorlara “lütfen kalbimi de alın” dedim, yalvardım yakardım, hep ikna ettiğimi sanmıştım; ancak ameliyattan bir süre sona almadıklarını anlıyordum. Derdim aşktandı, kadınlardandı, İstanbul’dandı, bir martı penceremin önünden uçarak geçti, şiirdendi, Boğaz’ın mavi sularındandı; tüm bunlardı kalbimi sürekli hızlı hızlı çarptıran!

Hele bir keresinde iyice inanmıştım doktorlara, yani aldılar diye, yine beni kandırmışlar, “aldık demişlerdi” çünkü; ama birkaç gün sonra kentin de kalbi olan İstiklal Caddesi’nin tam orta yerinde, kızıl saçlı bir dilberi, dünyanın en güzeli benim dercesine yürüdüğünü görünce, anladım ki almamışlar, kalbim yerinden çıkacaktı!

Bu kez hastaneye yatmamın nedeni işte doktorların bir türlü almadıkları  ve ha bire de beni “aldık” diye kandırdıkları kalbimdendi! Eh baştan şu işi yapsalardı bugünlere gelmezdik. Derdime gelince 7 milyarda bir görülen bir dertmiş, “kalp kanseri” olmuştum. Kadınlar, İstanbul, Boğaz’ın laciverte dönüşen akşamüstüsü, martılar, bir karabatak ki suya dalan, eski unutulmuş iskele, uzaktan görünen Ada, ardında beyaz köpükleriyle motorlar vapurlar ki o köpükler şehvetin tarih öncesiydi, beni kalp kanseri yapmıştı! Peki ne olacaktı? Sonunda benim dediğime geldiler, önerimi kabul ettiler.

Evet nihayet kalbimi aldılar. Şimdi orada, 6X9 cm. ebadında, dünyanın en güzel kâğıdı olan şamuadan, küçük boy 64 sayfa bir kitapçık var; iç içe geçmiş, kendinden kapaklı sarı bir kitapçık; 40 şiirim var içinde, seçtiğim 40 aşk şiiri. Bugüne kadar 150’liyi bulmuştur küçüklü büyüklü kitaplarımda yer alan şiirlerim; bir de yine haddimi aşarak son zamanlarda yazdığım (oysa yazmayacaktım demiştim, insanın kendine söz vermesi ne zormuş!), Özgür Edebiyat, Gösteri, Sincan İstasyonu dergilerinin son sayılarında yer alan yeni şiirlerim de...

40 şiir seçebildim ancak, hepsini almak isterdim, hepsini kalbime gömmek isterdim ama olanaksızdı; bu kez doktorlar gerçeği söylüyordu. Zor da olsa 40 şiiri sığdırdım; ilk şiir kitabımın çıkıtında 40 yaşındaydım, zaten o kitap da 40 yaşıma armağandı: aşk bir kadının bedeniyle başlar.

İstanbul böylesine bozulurken, bunca gökdelen, rezidans maviliğe yükselirken, bunca rant dönüşümü olurken doğduğum kentte; insanlar bunca şiddete düşmüşken, ayrımcılık bu kadar artmışken, hukuk, adalet kavramları bu kadar yozlaşmışken, düşünce özgürlüğü iyice rafa kaldırılmışken, haksızlık bu kadar ayyuka çıkmışken, edebiyat bu kadar görmezden gelinirken, kalbimize şiirden başka ne koyabiliriz!

 

19 Mart, 2012, Pazartesi, gece 11.04, Kabataş.

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş