"Ağlatmayın Beni Derdim Büyüktür"

SIVAS KATLİAMI, ZAMANAŞIMI OLABİLİR Mİ?

“pazartesi yazıları”

 

19 yıl önceki Sıvas Katliamı’nın katilleri, çoğu zaman olduğu gibi elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Bu “devlet” anlayışıyla daha da dolaşır! Bireysel vahşetin ardındakiler nelerdi? Bireysel vahşet –ki artık iş “bir”i aşmış yüzlerceydi– cezasız kalarak kapalı kapılar ardındakine de “doğal” olarak ulaşılamadı. Birçok davada olduğu gibi. Birçok faili meçhul cinayette hatta faili belli cinayette olduğu gibi. Bu ülkede, adalet’in somut olarak varlık alanının tartışılmasının yanı sıra klasik deyimle “adalet duygusu” denen “şey” de yok! O günlerde, Sıvas Katliamı’nda 34 kişiyle birlikte yakılan Asım Bezirci için yazdığım yazıyı bugün bir kez daha yayınlıyorum, o 35 kişiyi saygıyla sevgiyle anarak; vahşeti, cinayetleri ve de komplo eylemlerini şiddetle protesto ederek:

 

 

“AĞLATMAYIN BENİ DERDİM BÜYÜKTÜR”

 

Cağaloğlu’na yeni adımımı atmıştım ki, Asım Bezirci’yi tanıdım. 1978’in sonlarıydı ve o tarihten bu yana Asım Ağbi ile ilişkimiz hiç kesilmedi. İlk tanıdığım yazar oydu; ve bana kitabını imzalayıp veren ilk yazar da oydu: “Atilla Birkiye kardeşe, sevgiyle…” Sonra Memet Fuat’ın yönettiği “YAZKO Edebiyat”ta Asım Ağbi ile yazı kurulunda birlikte bulunduk. Özellikle Hüseyin Haydar ile bana, hep ağbilik yaptı. Bizi çok sevdiği belliydi. Yeri geldiğinde de acımasızca eleştirirdi.

Ama bize karşı, genelde herkese karşı hep sevgiyle yaklaşırdı, hep güleryüzlüydü; hep bildiklerini aktarmak isterdi. Beni sürekli eleştirmenliğe özendirir, bende bir eleştirmenlik “baz”ı olduğunu söylerdi (Hüseyin’in kulakları çınlasın).

Asım Ağbi ile tanışalı on beş yıl olmuş ve şimdi Asım Ağbi’ye telefon edip herhangi bir şey isteyemeyeceğim; hiçbir sorumu yanıtlayamayacak. Oysa böyle durumlarda, yani kendisinden bir şey istenildi mi, kendi işi gibi onu benimserdi. Kitaplığını araştırır, belgelerini karıştırır, istediğinizi bulur çıkarırdı. Bulamayınca da sizden daha çok üzülür ama yine de size kimden bulacağınıza dair ipuçları verirdi.

İlk yazılarımda onun da etkisi olmuştur. Kolay değil, edebiyatımızda “nesnel eleştiri” kavramını ortaya atan ilklerdendi ve onun değer yargılarına katılınır ya da katılınmaz ama onda “çözümleme”yi her zaman bulurdunuz. Ele aldığı yapıtları en ince ayrıntılarına kadar çözümler ve yargısını belirtirdi.

Tüm tanıdıkları onun ne kadar çok çalıştığını yakından bilir. Asım Ağbi, içi kitap, müsvette, yazılarla dolu elinden hiç eksik etmediği çantasıyla hep yokuştan yukarı çıkardı. Kitabı çıktığı zaman bizleri hiç ihmal etmezdi. Biz etsek bile o bizi unutmaz, kitabını imzalayıp, bir şekilde ulaştırırdı.

Geçtiğimiz yıl onun Oktay Akbal biyografisini TV-2’de tanıtmıştım. Ama zamansızlık nedeniyle kitabı yayınlayan yayınevine ulaşamamış, kitapçıdan satın almıştım. Asım Ağbi buna epeyce kızmıştı. Yeni çıkan kitabını, biz onun hakkında yazsak da yazmasak da bize ulaştırmanın yollarını arardı.

En son 5 Nisan’da BRT’de (belediye tv) hazırladığım “Kitaplar ve Yazarlar” adlı programa katılacaktı (Atilla Coşkun ve Emin Karaca ile). Hatta, İstanbul dışında olmasına karşın benim için erken dönmüştü; ne yazık ki Asım Ağbi ile o programı gerçekleştiremedik. Devlet, BRT’yi kapatmıştı.

Asım Ağbi devletten zaman zaman çekmişti. Her şeyden önce yazar olduğu için çekti. Birçok kitabı, çevirisi kovuşturmaya uğradı. Mahkemelere çıktı. Ama o hep çalıştı, yazdı, derledi, topladı, araştırdı. Sonunda, yine devletin büyük “ihmal”i ile katıldığı vahşette can verdi.

Asım Bezirci, böylesine insanlıkdışı bir sonu “haketmek” için ne yapmıştı? Yalnızca yetmişe yakın kitap hazırlamış, kırk yıldan fazla bir süre durmadan yazmıştı. Hafif şakayla karışık, hep söylediği bir şey vardı: Kitaplarının sayısıyla ilgili olarak, Aziz Nesin’in kitaplarının sayısını hedef gösterirdi. Ne yazık ki bu hedefe, ulaşamadı. Az daha Aziz Nesin de Asım Ağbi’nin “sonu”nu paylaşacaktı.

Bu vahşetin karşısında, insanın yüreğinin nefretle dolmaması olanaksız. Zaman zaman Asım Ağbi’yi yitirmenin üzüntüsü bu nefrete karşı baskın çıksa da, insanın Sıvas’ta içlerinde şair, yazar ve sanatçının bulunduğu otuz beş kişiyi yakanlara, bu vahşeti gerçekleştirenlere karşı hınçlanmaması, kin duymaması olanaksız.

Bizi yönettiklerini, bu ülkeyi yönettiklerini sananların, aymazlık içeren “söylev”leri, kimi politikacıların üç-beş oyu gözeterek yaptıkları dehşetengiz açıklamaları, acaba Asım Bezirci’nin ve katledilen otuz dört canın katillerini yakalamaya yetecek mi?

 

(1993; Hep Sonbaharı Yaşadık, İş Kültür yay. 2003)

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş