Aşk da Zaten "Normallik" Değil!

 

                AŞK DA ZATEN “NORMALLİK” DEĞİL!

 

 

“Anıları, dostluğu, bağlılık denilen duyguyu bir çeyiz gibi sandıkta saklamak da güzeldir. Ama en çok aşkı korumak gerekir Afife. Korunmayan aşk bozuluyor, çürüyor ve çabucak yok oluyor. Ardında kötü kokular ve çirkin görüntüler bırakarak...”

Romain Gary, Afife Pirî’ye bunları söylemektedir, ondan ayrılmak üzereyken. Aralarındaki büyük aşktır ve çok “sevdiği” için Afife’den ayrılacaktır. Gerçi “vuslat” yeni olmuştur ama... Böylece aşk sonsuza kadar yaşayacaktır. Nitekim birkaç sayfa sonra gerçekleşen fizikî “ayrılık”ın ardından Afife’nin de zihinden şunlar geçer:

“Hiç bitmeyecek bir aşka sahip tek kadın oluşumu düşündüm. Sevinç ve hüznün hızla yer değiştirerek büyüyüşünü izledim yüreğimde. Ertesi gün yazacaklarımı, çizeceklerimi, okuyacaklarımı ve seveceklerimi düşündüm. Daha ertesi gün, ertesi gün ve ertesi gün...”

Romain Gary ile Afife Pirî, Buket Uzuner’in Balık İzlerinin Sesi adlı romanının “başkişi”leri. Romanın başında, yirmi bir yaşındaki Afife ile olgunluk çağının sularında yüzen Romain arasında ilk karşılaştıklarında hafiften bir “elektriklenme”olmuş, sonra bu duygu akışı hızla genişleyerek büyümüştür. Göle atılan bir taş gibi!

 

Bir Çeşit Yeni-Ütopya

Balık İzlerinin Sesi1992’de yayınlandı ve yazarın ikinci romanı. İronik, mizahî, “hınzır” ve zekice kaleme alınmış ve bir anlamda da bir yeni-ütopya. Öncelikle, kısaca da olsa normal/normallik’ten söz etmek gerekir. Romanda bir metafor olarak kullanılıyor. Zaten yazarın kendisi de o zamanki çeşitli söyleşilerde bunu belirtiyor. Roman kişileri normal olmayan “seçkin”lerdir. Aralarında insanlık tarihinin dehaları, ya kendileri ya da torunları, yeğenleri, uzak akrabaları olarak vardır. Kurmaca olduğuna göre, romanın kendi öyküsü içinde bunları bir soy sürdürücü olarak değil, işaret edilenin kendisi olarak da pekâlâ düşünebiliriz.

Birleşmiş Milletler “seçkin”leri, birer “burslu öğrenci” kimliği altında ki aralarında öğrenci olamayacak kadar yaşı “geçkin”ler vardır (örneğin Romain gibi), herhangi bir Kuzey Ülkesi’nin bir “kampüs”ünde (Fantolt), “yararlı” bir proje için bir araya toplar. En gençleri Türkiye’yi temsil eden Afife’dir. Anneannesi Afife Jale, büyük  büyük büyükbabası da Pirî Reis’tir. Ötekiler arasında da Jeanne Tuula (d’Arc), Carmen de Cervantes, Aurore Sand, Brooks Nin, Anders Grieg, Parveen Nehru, Edmond Cyrano (Rostand ve Bergerac soyundan), Roni Chagall, G. G. ( Galilei), Leonarda Usta, Cengiz Han vb. vardır.

 

Seçkin Soykırımı

Ancak asıl amaç, yeryüzündeki bu 88 “seçkin”i bir soykırım projesiyle ortadan kaldırmaktır. Romanın başından sonuna kadar da entrika, serüven, gerilim vb. eğlenceli bir biçimde sürer. Son derece yoğun ve katmanlı bir metindir. Sözü geçen karakterlerin gerçek yaşamlarındaki bilgiler/özellikler bazen göndermelerle bazen birebir yer alır. Benzer şekilde, bu bireylerin kültürel coğrafyalarının özellikleri de...

Seçkin sayısının 88 oluşunu, yazarın romana 1988’de Romain Gary’in bir romanını okuyup başlamasına bağlayabiliriz. Zaten yazarın Romain Gary’e olan hayranlığını ki hayranlık “aşk”ın başlangıcı değil mi zaten, karakteri Afife’de de görürüz. Yukarıda da belirttiğim gibi, o dönemki romanla ilgili yazılar, söyleşiler bize bu konuda epeyce yol göstermektedir. Bunların bir kısmı Buket Uzuner’in internet sitesinde okunabilir, dönemin kitap ve dergilerinden de.

Seçkinler, normallerin kendilerini “yok etme” niyetlerini doğal olarak anlar ve bir kurtuluş planı yaparak, Fantolt’dan kaçar. Tabii ki bu kaçışın örgütleyicisi ve lideri Romain Gary’dir. Gerçek yaşamda, yazar Romain Gary’in İkinci Dünya Savaşı’na pilot olarak katıldığını ve bir savaş “kahramanı” olduğunu söylemeye gerek var mı? Benzer şekilde, intiharından sonra ortaya çıkan, aynı zamanda yazar Émile Ajar’ın da kendisi olduğunu!

Bu tür özellikler de romanda yer alır. Örneğin, romandaki bölüm başlıkları “Başlangıç”, “Asıl Başlangıç”, “Gelişme”, “Asıl Gelişme”, “Son’a Doğru”, “Asıl Son”dur ve bu başlıklarda da Romain Gary ile Émile Ajar’dan alıntılar yer alır. Romanın başında, Albert Einstein’dan alıntılanan ve içerikteki tartışmalara ışık tutan cümle de şöyledir: “Sıra dışı, büyük insanlar, daima sıradan zekâların şiddetli muhalefetiyle karşılaşırlar.”

 

İki Ateş Arasında

Normalliğin eleştirel ve metaforik olarak sorgulandığı romanda aşk eksen temadır. Romanı bize, Afife Pirî anlatır. Romanın sonunda ve yanılmıyorsam iki yerde, anlatıcı (yazar) araya girer ve kibarca “müdahale” eder. Afife’nin anlattığı roman, yirmi bir yaşındaki birinin kültür, bilgi, deneyim vb. düzeyini aşmaktadır. Seçilmiş biri olduğu için yani normal olmadığı için onun bu bilgi yüklü anlatımı, rahatsız etmez. Ancak “genç bir kadın” oluşu –bilmem böyle denebilir mi– onu aşka sürükler. Genç kadın oluşu, “ilk”lerini yaşama olasılığını da getirir çünkü. Önce Romain Gary’dir gözdesi, sonra görür görmez güzelliğine çarpıldığı Anders Grieg. Biri kusursuz bir beden ve güzellik, öteki zekâ özcesi bilgelik. Bir bakıma “tensel aşk” ile “tinsel aşk”!

Romanın “genel”indeki kaçışla koşutluk gösteren ütopya (yeni-ütopya) kuruluşunun süreciyle birlikte, “tikel” düzlemde yani Afife’nin duygu dünyasında, kolay kolay birlikte bulunmayan iki erkekteki bu özellik bir ideal olarak yer alır. Aslında –gerçek yaşam için– a piori olarak algıladığımız bir “fantazya” durumu, romanda Afife için yaşanmışlık olacaktır; çünkü ikisiyle de birlikte olur. Tabii ki aşkın gözü kördür!

Bir parti sonrasında, belki içkinin de etkisiyle (teşvikiyle) Afife, Anders ile geceyi sonlandırır, onunla yatar; aslında onun “cazibesiyle” birlikte odaya çıkmıştır ama buna vesile de o sırada Romain Gary’in ortalarda olmayışıdır. Öyle ya “kahramanımız” kaçışı örgütlemektedir. Gerçi Afife’nin, Anders ile sevişmesi de kaçınılmazdır. “İki ateş arasında” kalan Afife, Anders odadan çıkıp gittikten sonra “Âşık olmuştum!” diye anlatır. Ancak hemen ardından, entrikanın gelişimi doğrultusunda, gizli bir toplantıda, Romain Gary’in kollarındadır ve artık aşkları başkalarının yanında da olsa “ilan” edilmiştir!

Dolayısıyla Anders dahası Afife’nin Anders ile sevişmesi (tensel aşk), gerçek aşkın, on yıl kadar önce literatürümüze giren ve sık sık gönderme yaptığımız “üçgen arzu”nun dolayımlayıcısı’dır. Öteki kişilerin odadan çıkmasıyla “ilk kez” öpüşürler. Afife zihninden “ilk kez âşık oluyordum” diye geçirir. Böylece yukarıdaki “Âşık olmuştum” cümlesi pek Anders için değil, “olacağım, olmak üzereyim” gibisinden Romain içindir. Ancak Romain ile sevişmeleri, Ada’da olacaktır. İlk ve son kez!

Seçkinlerimiz gerilimli ama eğlenceli bir akışla, normallerin olmadığı BİS Adası’na ulaşır; sanki bir Karayip adasıdır. Normalleri “yalnız” bırakarak da cezalandırmış olurlar. Bu adanın normallerden arınmış olmasının nedenini, romanı okumak isteyenlere bırakarak, adanın dünya literatüründe karşılaştığımız ütopya kavramıyla ilgili olduğunu ve bu düşüncenin izi sürülerek betimlendiğini belirtelim. Ancak BİS’in açılımının “Balık İzlerinin Sesi” olduğunun altını çizerek, açıklamadığımız nedenin bir “merak öğesi” olarak bununla ilgili olduğunu da söyleyelim.

 

Aşk İçin

Yazının başındaki alıntı, Romain Gary’in son sözlerindendir. Sonra Afife’ye, 2 Aralık’ta intihar edeceğini söyler. (O zaman romanın “kendi zamanı” 1980 olmalı!) Telaşa kapılan Afife’yi, intihar edecek olanın kendisinin değil de Émile Ajar olduğunu söyleyerek yatıştırır. Romanda başından sonuna kadar böylesine incelikli yazınsal oyunlar çoktur.

Gerçek yaşamda, Romain Gary’in eski eşi, kadın imgesini çok farklı biçimde ortaya sergileyen aktris Jean Seberg’in kuşkulu ölümünün ardından içine düştüğü derin üzüntüden dolayı intihar ettiği gösterilmiştir.

Romanın sonuna dönecek olursak, Romain Gary “aşk”larını ölümsüz kılmak için Afife Pirî’yi (ve BİS Adası’nı) terk ederek, normallerin dünyasına gider. İntihar edecek olan Émile Ajar olduğu için, kendisi normallerin arasında yaşayacak kadar aşk için büyük özveride bulunur; Afife’ye olan aşkı o derece büyüktür. Aşk da zaten normallik olmadığına gibi, normallerin arasına katılmak da bir seçkin için olsa olsa intihardır! Böylece aslında, Émile Ajar’ın yanı sıra Roman Gary de –aşkı için– intihar edecektir...

 

(“Romantik Yolculuklar”, Notos, Şubat-Mart, 2012)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş