Aşk Şiiri İsteriz, "Di"

AŞK ŞİİRİ İSTERİZ, “Dİ”!

 

Bu benim sözüm değil, yâni “aşk şiiri isteriz”. Ataç’ın bir yazısının başlığı. O yazıda, malûm kendi döneminde, kırklı yılların sonu ellilerin başı olmalı, “aşk şiiri”nin az yazılışından, özellikle genç şairlerin aşk şiiri yazmayışından yakınıyor; geçmişe de gönderme yapıyor. Aslında bu yazının başlığı olarak çok uygun düştüğünü düşünüyorum; ne var ki “Di”yi de eklemek istedim, iki aynı başlıklı deneme olmasının hiçbir sakıncası yok, böyle çok örnek var. Gerekçem deneme konusunun “Di” olmasından.

Mühür’de yer alacak Enver Ercan dosyası için yazı istediğinde Mustafa Fırat, o ân aklıma, Enver’in yıllar önce yazdığı “Di” adlı şiiri geldi: yazacağımı ama yazı konusunu daha sonra belirleyeceğimi söyledim. Masaya ne yazarım ne yazmam diye oturduğumda önyargılıydım ve derler ya hani ilk karar en doğru karardır diye, zaten vermiş olduğum kararımı da bir anlamda kararlaştırmış oldum. Bu aşamada bir nokta daha var, bu kararı verdiğimde, Enver’in son kitabı, Türkçenin Dudaklarısın Sen’i henüz görmemiştim.

“Di”yi ilk okuyuşumda çok sevmiştim ve de belleğimde hemen yer etmişti. Bunun nedeni Enver ile yakın arkadaşlığımızdan mı, kişisel beğenimden mi, bilemiyorum. Bunca yıl sonra, çeyrek yüzyıl geçmiş üzerinden, ilk aklıma gelen oluyorsa başka nedenler daha olmalı. Kim bilir belki de “Di”yi tanıdığımdandır! Kim bu “Di” ya da ne? Şiirin başlığı bir kişi adı mı? Bir kişi adı ise şiirin içeriğinden kadın adı olması gerekiyor; işte tanıdığımı sandığım o. Ancak bir ad değilse, o zaman “ne”? Şiirin ilk öbeği şöyle:

 

elim sana değse

diniyor gece

saçlarından başlıyorum

günü çözmeye

 

Saçlar varsa, ister istemez aklımıza  bir kadın (özne) geliyor; şiirdeki “sen” bir kadın. Ancak “Di”, kendisine seslenilen/söylenilen “kadın”ın adı mı? Şayet öyleyse yukarıda da dediğim gibi, onu tanıyorum ama şaire dönük bir mesele var burada; şiirdeki o kadını ne kadar tanıyabilirim? Nesnel gerçeklikteki gibi tanımam/bilmem olanaksız tabii ki. “Pia”yı tanımıyorum, şairi de tanımıyor ya da şiiri söyleyen (anlatıcı) de tanımıyor; demiyor mu “ne olur kim olduğunu bilsem Pia”nın! “Di” başlığı bana “Pia”yı çağrıştırıyor, Attilâ İlhan’ın şiirinin başlığını. Ama şiirlerin benzerlikleri olduğunu pek düşünmüyorum. Yalnızca başlığın yarattığı bir imge durumu diyebiliriz buna da.

“Di” şiirinin yayınlanış tarihi 1989. Önce dergide okuduğumu anımsıyorum, hangi dergi, Varlıkmı? Düşün olabilir mi? Doğrusu bilemiyorum. Sonra Enver’in 1997’de yayınlanan Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman kitabında yer alıyor. On yedi yıl aradan sonra yayınladığı son kitabının da ilk şiiri olarak karşımıza çıkıyor. Benim için önemli. Şairin bu şiire yüklediği özel bir anlam olmalı. Zaaf olarak da tanımlanabilir, ancak zaaf’ta olumsuzlama var, ben öyle düşünmüyorum; “önem”, “değer”, hattâ Enver’in şair olarak özelliklerini göz önüne alırsam buna pekâl⠓artistik espri (buluş)” de diyebilirim.

 

yüzüm sana değse

sürçüyor zaman

daracık odalarda

ben kâfir, sen müslüman

 

İkinci öbekteki “yüz”, “sen” sözcükleri “Di”nin özne (kadın) olduğunu iyice pekiştiriyor (benim zaten kuşkum yok da!). “Daracık odalar”, “kâfir” de aşkı imliyor; burada ağır basan cinsellik ama o da aşk’a dâhil değil mi? Evet dâhil, zaten biraz önce gün özne’nin saçlarından çözülmeye başlanmıştı. Şiiri söyleyen eril, özne dişil. Şairin erkek olması söyleyenin eril olması anlamına gelmez illâ! Ne var ki benim algım eril olduğu doğrultusunda; bu algı şairi ve “Di”yi tanıdığımdan değil. Kuşkusuz bu bir nedendir, hele ilk okuduğum yıllarda, böylesine dişil, eril, söyleyen diye kavramlarım da yoktu. Beğendiğim bir aşk şiiri olarak, hani Ataç genç şairlere sesleniyor ya, aşk şiir isteriz diye, evet Ataç’ın düşüncesine koşut düşünceyle belleğime yer etmişti. (Enver de 1989 yılında doğrusu “genç şair” sayılır –gerçi hepimiz gençtik!) Bir düşünce ama yer etmedeki özellik “duygu dünyama” dokunması.

Kişisel algımın dışında, burada “nesnel bakışla” demeliyim, “kâfir” sözcüğünde bu eril söylemi buluyorum, şimdi okuduğumda. Üstüne daha farklı anlamlar da yıkabileceğimiz –bir oyun– bir sözcük ve birinci kişi adılı (ben) tarafından tamlanıyor. Şiiri söyleyen kâfir, özcesi! Son iki dize de şöyle:

 

dilim sana değse

uyanıyor sözcükler

 

Evet “kısa” bir şiir, zaten başlığı da “Di”. Bunun bir “kısa”ltma olduğu da açık. Böylece şiir bitiyor ve sözcüklerin uyanması bizi doğal olarak şiirin varlığına götürüyor. Sözcüklerin tamamı ile “dilim” arasında bir ilişki kurabiliriz doğal olarak. “Di” de, pekâl⠓dilim”in bir kısaltması olabilir, bir kadın adı değilse. Gerçi “Di” açık hece, “dil” kapalı ve ekiyle yer alıyor. Bu bilinçli bir edim mi, bir oyun mu? Yoksa bilinçdışının ortaya çıkışı mı? Bence ikincisi çünkü “Di” bir kadın’ın adı. Yâni “Di”nin “dilim ile ilişkisini” bilinçdışı bir edim olarak düşünüyorum. Ancak ben “Di”yi tanıyorum, başta da söylediğim gibi ne kadarıyla tanıyabilirim, şiirde bambaşka bir özne olur, zaten adı da “Di” olmuş. (Burada da benim için çağrışım, Cemal Süreya’nın “Üvercinka”sı.)

Enver Ercan’ın “Di”sini bir kez daha (bütününü) okuyalım:

 

elim sana değse

diniyor gece

saçlarından başlıyorum

günü çözmeye

 

yüzüm sana değse

sürçüyor zaman

daracık odalarda

ben kâfir, sen müslüman

 

dilim sana değse

uyanıyor sözcükler

 

İki ayraç açmaya gereksinimim var. Ancak ayraçları açmadan önce şunu belirtmeden/yazmadan da duramayacağım: “Di”nin yer aldığı ilk kitabın adı yukarıda yazdığım gibi Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman’dı; yine bugünkü okumamda, ele aldığım şiirde “zaman” sürçüyor’sa, geçtiği her şeyi de öpebilir, diye düşünüyorum.

Birincisi “Di”nin yer aldığı ikinci kitaba, dolayısıyla Enver’in son şiir kitabı Türkçenin Dudaklarısın Sen’e ilişkin. Bir kitabın nasıl kapağı varsa, nasıl kitabı okumak için ilk onu açıyorsak, başta yer alan “Di” şiiriyle de şiirlere giriş yapıyoruz; şiirlerin kapısı bu “eski” şiirle açılıyor. Karşımıza çıkan bütünlüklü bölüm rüyalara ilişkin. Enver’in kendisinden önceki iki-üç kuşak şairlerle ilişkili dokuz rüyası. Bunları etkilendiği, beğendiği şairler olarak yorumlayabiliriz ama ayracı açmamın nedeni, bu şiirlerle birlikte, Enver’in çok önemsediğim ve usta şairlerle yaptığı iki röportaj kitabının okunmasını da önermek: Şair Çünkü Onlar ile Şiir Uçar Söz Olur.

İkinci ayraç da ilk öbeğin son iki dizesi (saçlarından başlıyorum/

günü çözmeye) için. 1999 yılında, “Doruk” başlıklı şiirim şu iki dizeyle başlıyor: Çıplağız sabahın ilk renginde/Dudaklarından başlıyorum öpmeye. Şimdi “Di”ye baktığımda sözünü ettiğim iki dizeyle ilgili yakın akrabalık buluyorum. Kopya, iz sürme değil de yazma sürecinde bilinçdışının ortaya çıkışı olmalı; o dizeleri yazarken doğrusu “Di”yi örnek almamıştım. Edebiyatta birbirinden habersiz rastlantılar çoktur ancak  “Di”yi bu kadar beğeniyorsum, belleğime yer etmişse, yazının başında da söylediğim gibi aklıma ilk “Di” geliyorsa, bu bir rastlantı olamaz. Oysa o dizeleri bulduğuma ne kadar çok sevinmiştim!

Bu Di müslüman da, sen de çok kâfirsin Enver; yine de biz aşk şiiri isteriz, “di” mi?

 

 

(Mühür, Mayıs-Haziran sayısı, 2014.)

 

 

 

 

 

 

 

 

        

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş