Ben, Cyrano!

BEN, CYRANO!

 

Evet biraz öyle!

Alkol var, kabul ama bak bir yolda yürüyorum, İstanbul bu, hemen sağımda yukarıya doğru ay, yarım, pırıl pırıl bir gökyüzü, seni düşünüyorum, ayın yarısı gitmiş ama şayet hissediyorsanız, hep tamaydır.

Genç bir kız, hem de ne genç, yarı yaşımda, gecenin karanlığında bir Cyrano gölgesi düşüyor yazıma, ah yalnızlık çemberi, çık içinden çıkabilirsen, İstanbul bu, kolay mı? Aşk kenti!

Ne zaman yiteceğim dudaklarında, dudakların gençliğinin gülü, dudaklarına her kilitlenişim, beni de gençliğime götürüyor, daha saf bir İstanbul o, aşkların izinden gidiyorum, seni görmeyince evsiz kalıyorum, evet alkol, gecenin içinde İstanbul’da yürüyorum, karanlık ve yalnız, yarımay belki de gülüyor hâlime, kim içindeki çocuğu öldürmek ister, kim İstanbul’a ihanet etmek ister, yüreği gerçekten duygu yüküyle çarpıyorsa!

İşte bir sokak, sen istersen cadde de ama kimsesiz, sen şimdi belki de sevgilinin kollarında, ben acaba üçüncü şahsın şiiri mi? Kim bilir, bak neler açtın başıma! Senden kaçmak istiyorum, senden uzaklaşmak istiyorum, sen genç diri bedeninle, hani göğüslerin, çıplaklığın bir hayal şimdi, çok mu basitleştiriyorum, çok mu ölüm düştü zihnime, peki ya o dudaklar, uçları kıvrım kıvrım, bir el hareketiyle küstahlaşan dudaklar, öpülmeyecek mi? Hiç mi? Basitlik belki ama ne yapabilirim bir sokak, gel cadde diyelim, yalnız yürüyorum, evet yalnız yürüyorum ve ay tam sağımda üstelik yarım ay. Yâni daha da çekici!

Güzelim sen Roxane, ben Cyrano, bir on beş yıl böyle gider, kim bilir, bir gün, yaşar mıyım sence, dudakların çiçek bahçesi, hani haziranda açan kırmızı güllerle dolu, belki o zaman koklarım, kim bilir. Belki de toprak yalnızca, kırmızı güllere kucak açan, kimin toprakla ne zaman buluşacağı hiç bilinmez ya!

Evet, alkol bu, inkâr edemem, tüm bunları yazdıran ama ya kalbim, ya duygularım ya o güzelliğine kilitlenen bakışlarım, onlar neyin nesi? Gecenin bir vaktinde oturmuş yazıyorum, galiba alkolün etkisi de geçiyor, zihnim senle dolu bir süredir, ne zaman senle dolu değil ki, şımarmamalısın, gerçi ne de çok seviyorum seni şımartmayı, bu bir Elektra kompleksi mi? Yoksa, esin pınarını kaybetmiş bir adamın, diyelim roman yazmakta olan bir adamın, susuzluğunu giderişi mi? Ama hiç o pınardan içmedi ki!

Şöyle mi demeliyim:

Bir kız karşıma çıktı, dokunamadım, güzeldi, öpemedim bile, dalgalı saçları, elâ gözleri ki yeşil de vardı içinde, bakmakla doyamadığım, sarılamadığım, gizinde yitemediğim bir kız geldi geçti, dışa dönük, yaşam dolu, insanı gençleştiren, ah o diri beden, aşktı aranan, yüreğinde gizli mâbet, beni ona çeken tutku! Aşk aslında tutku değil mi?

Peki, şimdi ne yapmalıyım?

Bir yalnızlık şarkısı mı söylesem, yoksa bütün cesaretimi toplayıp dudaklarında mı ölsem?


("Aşka Dair Çeşitlemeler", Özgür Edebiyat, Kasım-Aralık, 2013)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş