Ben Hep Seni...

BEN HEP SENİ YAZDIM

 

Yıllar öncesinden bir iz, belleğim ile yüreğimde kalan, genç bir kadın, karanlık, gürültü ya da mekânsız-zamansız, görür görmez, bir iz o gece. Zamansız da olsa, gece o karşılaşma; bundan eminim, çünkü hep gecedir iz bırakılan ân. Ben onda iz bırakmış mıydım? Hiç konuşmuyoruz, belli ki birkaç sözcük ama benden bir şey alıyor o gece, işte bıraktığı iz de o; kafalar esrik ama zarifliğinin farkındayım, gidiyor gecenin bir yerinde, benden bir şeyler götürüyorsunuz diyorum, kalbimi aldınız, diyorum, gülümsüyor, hafiften bir kızartı sanki karanlığın içindeki yüzünde, gidiyor; bu gidişi de hiç unutamıyorum!

Gidişi, sırtının üstündeki salınan saçları, işte. Bir görüntü ama iz bırakan bir görüntü, belki birkaç dakikalık, romantik ânlar, bana öyle gelmişti, ama adı hiç unutulmayan, o yanaklardaki kızarıklık karanlık da olsa; o gece benden aldığı hiçbirini unutmadım, çünkü izi kaldı...

Çok sıcak bir yaz. Şu ânın yazı. Yine bir gece, aradan uzun bir zaman geçmiş, belki de uzun değildir ama bendeki iz duruyor.

Rastlantıya inanır mısınız? Adı yalnızca rastlantı, keşke görseydim geçmişten gelen o kızarık, mahçup kadınlığını; herkesin bir adı olduğuna göre, hep de bir rastlantı olduğuna göre, geçse de şunca zaman ya da hiç geçmemiş olsa da, sıcak bir yaz gecesi işte, vesilesi hiç bitmeyen, ömrüboyunca bitmeyen düşler dünyasının, benim düşler nyamın!

Bir vesileyle adı anımsanınca yâni gecede anımsanınca, reğimi, bu yaz sıcaklığında, ömrümüzün şu tıkanık nlerinde, yeni açan kırmızı bir goncayı bahçede bir sabah birdenbire fark etmek gibi bir heyecan ve sevinç kaplıyor...

Yalnızca adı gecede, acaba, karşılaşmamız bir rastlantıya mı kalsın! Ya karşılaşırsam, ya onu bir kez daha görürsem, aslında, hemen karşılaşsam, hemen görsem, bu da herhalde, bütün bahçenin yeni açmış güllerle dolup taştığını fark etmek gibi bir şey...

Saçma gelebilir tüm bu romantik düşkurguları ama reğimdekini gemleyemiyorum, doğal olanı yeğliyorum, her türlü tehlikeye karşı...

Mektuplar gönderiyorum, posta kuşları gönderiyorum, geçmişten kalan. Kuşlar onu çok sevmiş olmalı ki hiç geri dönmüyor ya da bir ağaca takılıp kanadını kırıyor, kent beton da olsa şurda burda yine birkaç ağaç var mı...

İlk ben yazmıştım yine yıllar öncesinde, aslında bir özne için değildi, tüm özneler içindi: yanıtsız mektuplar da hicran!

Karanlıkta bekliyorum, gece, hayır posta kuşum dönmeyecek.

Masama geçiyorum, bütün yazdıklarımı düşünüyorum, başa dönüyorum, gün sabaha varıyor, bütün yazdıklarımı önüme koyuyorum, kuş sesleri, yazdıklarım, yıllarca yazdıklarım; sonuç mu, bir sonuç değil ama ben hep seni yazdım...

 

(Ben Hep Seni Yazdım, Özgür yay. 2008)




Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş