Bir Canavar mı Yoksa...

 

 

BİR CANAVAR MI YOKSA İHÂNETE UĞRAMIŞ BİR KADIN MI?

 

Mitolojinin en ilginç kahramanlarından biri Kolkhis prensesi Medeia, çocukla­rını öldüren, kardeşini parçalayan, veba salgını çıkartan, göksel olaylara hük­meden, sığındığı ülkenin prensesini öldüren bir canavar mı? Yoksa en yakınları tarafından ihânete uğramış, terk edilmiş, “bir şeyleri kurcalayan” bilinçli biri mi?

Mitoloji yazını günümüzde de sürüyor, doğal olarak. Yüzyıllardır gelen bu “değer” niye farklı biçimlerde yeniden üretilmesin? Alman kadın yazar Christa Wolf günümüzün mitoloji yazarlarından. Güzel olanı, kimi yazarlar gibi mitosları popülerleştirip mitolojiyi bozmayan, tam tersine ele aldığı konu­yu ya da “mitos”u günümüzle ilişkilendirip yeni yorumlar getiren, zenginleştirmeye çalışan, evrensel temaları bulup çıkartan bir yazar.

 

Tarihin Derinliklerinden Gelen

Medeia-Sesler’de* yazar, daha önceki romanında (Kassandra) olduğu gibi eski Yunan’a doğru yol alarak, tarihin derinliklerinden gelen seslerle Medeia’nın trajik öyküsünü yazıyor. Ama bilinenden, yaygın olandan daha farklı bir öykü çıkıyor karşımıza! Kitabın başına koyduğu yazı, onun nereden ve nasıl baktığının da göstergesi:

“Söylediğimiz bir isim sadece, ama bakıyorsunuz onun çağındasınız; duvarlar geçirgen çünkü, arzuladığınız karşılaşma hiç zorlanmadan tarihin derinliklerinden size göz kırpıyor. Çocuk katili olduğu gerçekten doğru mu? Bu kuşku yeni. Karşınızdaki buna aldırmayıp omuz silkiyor, size yüzünü çeviriyor; sizin kuşkunuza ihtiyacı yok artık, ona karşı adil davranmanızı umursamıyor, uzakla­şıyor. Önümüz sıra mı, yoksa gerisin geriye mi? Geçen zamanda sorular anlam­larını yitirdiler. Biz onu kendi yoluna vurduk, o ise zamanın derinliklerinden bize karşı çıkageliyor; biz kendimizi gerilere bırakıyoruz, çağları pas geçerek, bize onunki kadar açık seslenmeyen, seslenmiyor görünen çağları… Bir yerde elbet karşılaşacağız.

“Kendimizi eskilere doğru bırakıyor muyuz, yoksa onları mı kendimize çekiyoruz? İkisi de. Bir el uzatmak yeterli. Hemen bizim buraya geçiyorlar, yabancımız olan konular, bize benzeyen konuklar… Tüm çağları açan anahtar var elimizde, bazen bunu utanmazca kullanıyoruz, kapı aralığından içeri bir göz atıyoruz, çabuk yargılar verme hevesiyle; ama adım adım yaklaşmayı da becerebilmeliyiz, tabu karşısındaki ürkeklikle, ölülerin sırlarını gereksiz yere ellerinden çekip almaya yeltenmeden. Bizim çaresizliğimizi teslim ederek, bununla başlayarak.

“Binyıllar büyük basınç altında eriyor. Bu basıncın öylece kalması iyi mi pe­ki? Boş bir soru. Yanlış sorular, karanlığın içinden ışığa çıkmak isteyen silueti huzursuz ediyor. Kendimizi uyarmalıyız. Gerçeği örten karanlık bizim eserimiz. Tam bir kapalı devre olarak işliyor gerçeğe bakışımız. Çürütülmesi olanak­sız. Ya da bizlerin cesaret gösterip dünyayı ve kendimizi nasıl yorumladığımız­la yüzleşmemiz gerek, içimizin en derinlerine yaklaşmak amacıyla yola çıkarak, bir tek buna yeltenerek; birlikte, birbirimizin ardısıra, yıkılan duvarların kulaklarımızı dolduran gürültüsüyle. Yanıbaşımızda da (umudumuz bu) o büyülü adı taşıyan siluet, çağları buluşturan varlık; bizi kendi çağımızla buluşturan siluet: yabani kadın. Çağların karşılaşması, acı dolu bir süreç.

“Şimdi seslere kulak verelim.”

 

Şu Ünlü Altın Post Serüveni

Wolf’un romanında –geri dönüşlerle– Medeia’yı, İason ile birlikte Korinthos’a geldikten sonra, Kral Kreon tarafından sürgüne gönderileceği sırada buluruz. Roman, “mitos”taki karakterlerin (Medeia, İason, Agameda, Akamas, Glauke, Leukon) bakış açısından (zihninden) anlatılır.

Medeia mitosuna ilk olarak ünlü tragedya yazarı Euripides’in (İÖ 485?-406?), aynı adlı oyununda rastlarız. Daha sonraki yüzyıllarda Rodoslu Apollonios ve Seneca’da görürüz. Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı gibi, Wolf bu kaynak­lardan çok farklı bir bakış açısına sahiptir! (Medeia “yerleşik” yazında kötülük düşkünü bir büyücü ve “çocuk kâtili”dir!)

Medeia’nın öyküsü aslında “altın post” mitosuyla başlar. Dahası serüvenlerle dolu altın post mitosunun sonunda çıkar karşımıza Medeia. Kolkhis (bugünkü Gürcistan) Kralı Aites’in kızıdır.

[Tarihe baktığımızda Miletos’a yerleşmiş Yunan denizcilerin İÖ 7. yüzyılda Trabzon ve Batum’u (Gürcistan) bir anlamda kurduğunu görüyoruz. Gerçeklikteki bu yolculuktan sonra, “metin”lerde (ya da sözlü edebiyatta) altın post mitosuna tanık olunuyor. Acaba Eski Yunanlar’ın bu “fetih” yolculuğundan sonra mı mitos ortaya çıktı; yoksa mitos vardı da onun izinden giderek mi “yol­culuk” gerçekleşti? Bunun şöyle veya böyle olması mitosun (romanın) içeriği­ni pek etkilemiyor ama Eski Yunanlar ile Kolkhisliler’in, yâni o zaman için bilinen dünyanın batısı ile doğusunun bir ilişkisi olduğu ortaya çıkıyor. Batının her zamanki gibi doğuyu yabanıl görmesine karşın!]

Medeia, Yunanlar için kutsal değeri olan altın postu almaya Kolkhis’e gelen İason’a yardım eder. Yardım etmesinin nedeni ona âşık oluşudur. Çünkü Eros okunu atmıştır. Ne var ki Eros’un okunu atmasının nedeni de Zeus’un karısı Hera’dır. Zaten Hera’yı olumlu anlamda bir tek bu mitosta görürüz. İason’un altın postu alması için, büyücü Medeia’nın ona yardım etmesi gerekmektedir. Olimpos’tan serüveni izleyen Ana Tanrıça, Afrodite’nin odasına gelir ve yar­dım ister. Afrodite de oğlu Eros’u görevlendirmiştir. İason’a âşık olan Medeia da onun altın postu almasına yardım eder.

O zamanki dünyanın en doğu ülkesi olan Kolkhis’in prensesi Medeia, İason ile kaçarken zaman kazandırmak için bazı mitoslarda kardeşini (Apsirtos) oyuna getirir. İason onu öldürür. Bazı mitoslarsa daha dehşetengizdir. Medeia küçük bir çocuk olan kardeşini, Argo gemisine gelirken yanında getirmiştir. Kardeşinin bedenini parçalayarak denize atar; takipte olan Kolkhis Kralı Aietes böylece oğlunun bedeninin parçalarını toplarken geride kalır.

Medeia’nın vahşeti bitmemiştir. Altın post serüveninden sonra, Korinthos’tayken İason, Kreon’un kızı Glauka ile evlenir. Bunun üzerine Medeia iki küçük oğlunu öldürür, armağan gönderdiği büyülü elbiseyle de yeni gelini öldürür!

Mitoslarda farklılıklar vardır ama Medeia’nın öyküsü yaygın kabul ediliş bi­çimiyle böyledir. Ne var ki Medeia-Seslerromanında Wolf tüm bu suçlamaların gerçek dışı olduğunu anlatır. Bir kurban bulunmuştur: büyü ve gizem –ve daha sonra kötülük–  usta­sı Tanrıça Hekate’nin yeğeni ve yine büyücü Tanrıça Kirke’nin akrabası olan Medeia’dır bu. Hiç kuşkusuz ki Medeia bu özellikleriyle kurban olma durumuna da uygundur.

 

İktidar/Otorite!

Medeia’nın üzerine atılan, yaptığı ileri sürülen cinâyetler aslında başkaları tara­fından yapılmıştır ve hemen hepsi de “iktidar” içindir! Zaten mitosun başından beri bu “iktidar”, “yönetme” dolayısıyla “mal-mülk” sorunu vardır.

İason’u altın post seferine çıkaran neden, ne kadar haklı da olsa taht üzerinde iddiasıdır. Babası İolkos Kralı Aison krallığını üvey kardeşi Pelias’a kaptırmış­tır. İason da büyüdüğünde krallığını ister. Kral da altın postu getirmesi karşılığında krallığı geri verecektir. Ne var ki İason, Medeia’nın yardımıyla altın postu getirmesine karşın Kral sözünde durmaz. Mitosa göre yine, Medeia’nın büyüleri ve aldatmacalarıyla Pelias’ın kızları, oyuna gelerek babalarını öldürür. Böylece İason’un da intikamı alınır. Ancak, İason ve Medeia da Korint­­hos’a yerleşmek zorunda kalmıştır. Ülkenin kralı Keron’dur. Otoritenin, iktida­rın, gücün tragedyada da (özellikle Sofokles’in Antigoneoyunuyla) temsilcisi olan Kral Kreon!

Wolf romanında “bazı politik durumların” altını özellikle çizer: dönemin kıskançlıklarını, örneğin, Kral’ın başastronomu Akamas’ın oyunlarını, iftiralarını, halkı Medeia’nın ve Kolkhisli kadınların üzerine kışkırtmasını vb. vb.

Tabiî ki bir başka durum daha vardır romanda. O da kimi Kolkhisliler’in çıkar uğruna Akamas’ın yanında, dolayısıyla Medeia’nın karşı saflarında yer almasıdır. (Romanda) Kolkhis’ten yalnızca Medeia gelmemiş, çok sayıda başka Kolkhisli de gelmiştir. Çünkü kaçmalarının nedeni aslında Kolkhis Kralı Aites’ in “tiran”lığıdır. Zaten Medeia’nın kardeşini öldürten de bir güç meselesi, ikti­dar meselesi yüzünden kralın kendisidir.

Ne var ki tersi durum da söz konusudur, örneğin ikinci astronom Leukon gi­bi, Arethusa gibi, Medeia’nın yanında olanlar da. Tüm bunlara karşı kurultay, yönetim, Kreon’un da etkisiyle Medeia’yı sürgüne gönderir. İason edilgendir çünkü onun sürgüne gitmesi ileride Korinthos Kralı olma olasılığını güçlendirecek, bu yolda önemli bir engeli ortadan kaldıracaktır. Görüldüğü üzere, iktidarda olma arzusu, yönetme arzusu, servet edinme arzusu –ki insanlık tarihinde bitmeyecektir belli ki– öykümüzün asıl sorunsalıdır. C. Wolf de böylesine bir bakış, yorum, yeniden okuma getirir Medeia mitosuna.

 

Benzer Bir Yazgı: “Talihsiz” İki Kadın

Farklı bir açıdan bakarsak metne, günümüzle bir başka ilinti kurabiliriz, bir “altmetin okuması”yla, Kassandra’da olduğu gibi. Zâten yazarın tavrı da bu yolda.**

Bu romanda da Wolf, kadın kahramanı Medeia’yı “feminist” bir bakışla ele alıyor. Ama asıl önemli olan, yine romanı Doğu/Batı (Berlin/Almanya) eksenine, temasına getiriyor. Hatta komünizmin ülküsüne kadar da götürdüğünü söyleyebiliriz, son derece serbest bir okumayla.

Kolkhis’ten gelenlerin doğulu, farklı, barbar görünmesi ve bir türlü Korint­hoslular’la uyum sağlayamamaları; kendi kültür ve âdetlerini yaşatmak istemeleri ve bunların yadırganması; ayrıca Kolkhisli birtakım “işbirlikçilerin” kraldan çok kralcı olmaları, Kreon’un/iktidarın “adam”ı olması, “yeni düzen”i benimsemesi vb. yukarıdaki savımıza örnek gösterilebilir. Wolf’ün romanının 1996 yılında yayınlandığını da göz önüne alarak, iki Almanya’nın birleşmesinin sancılarını, sorunlarını da bir “altmetin” olarak işlediğini yine pekâlâ söyleyebiliriz!

Ayrıca tüm mitoslarda da Kreon, Medeia’yı uzaklaştırmak ister. Bu yalnızca İason’un kızıyla evlenmesi için ya da lânetlenmiş bir büyücü olduğundan değil­dir (zâten lânetlenmiş, çocuklarını öldürmüş büyücü sıfatı bundan sonra yayıl­maya başlar!). Medeia sezgileriyle, bilinciyle “bazı şeyler”e çomak sok­muştur!

Örneğin İfinoe’nin kemiklerini bulmuştur. İfinoe, Kreon’un kızıdır ve yine bir çıkar meselesi yüzünden kimseye duyurulmadan –kaçırıldığı söylenmiştir– öldürülmüştür. Kreon’un gerçeğini bulmuştur Medeia, aynen babasının, erkek kardeşini öldürme gerçeğini bilmesi gibi. Yâni bir bakıma iktidarın, yönetimin, otoritenin biçimi Kolkhis’te de Korinthos’ta da değişmeyecektir. Hatta günümüzde de…

Medeia da Kassandra gibi romanın sonunda lânet yağdırır. Yapabileceği pek başka bir şey de yoktur:

“İşte bu! Varılmak istenen nokta burası. Daha sonrakilerin de beni bir çocuk katili olarak anmasını istiyorlar. Ama onların dönüp bakacağı vahşet karşısında bu ne ki? Biz iflah olmayız çünkü.

“Bana kalan ne? Onları lanetlemek. Hepinize lanet olsun! Özellikle size: Aka­mas! Kreon! Agameda! Presbon! Dayanılmaz bir hayat bulsun sizi ve sefil bir ölüm! Ulumanız göğe çıksın, ama gökte yankı bulmasın! Ben, Medeia, sizi lanetliyorum!

“Ben ne olacağım? Benim uyabileceğim bir dünya, bir çağ var mı? Sorabileceğim kimse yok. Cevap bu!..”

 

Metafor mu?

Acaba Albert Camus’nünVeba romanında olduğu gibi, Medeia romanı da özel­­likle roman karakterinin konumlandırılışıyla (daha çok), Thomas More’dan beri gelen bir ülkünün, bir ütopyanın, komünizmin sembolik bir anlatımı mı? Ya da kendisi için “olan” bir “metafor” mu?

Öyle ya Fransız Devrimi’nin şu ünlü sözleri, sanırım hâlâ insanlığın belleğinde: “Devrim kendi çocuklarını yer!” İlk bakışta, neredeyse bir “dogma” olarak Medeia bu durumdadır. Böyle tanımlanır başkalarınca ama tanımın ardında da başka hesaplar vardır ve “gidecek yer/zaman bulamayan” Medeia, kendi çocuklarını öldürmemiştir, C. Wolf’e göre.

O zaman “ülküsel” eylem, Kassandra romanının sonunda olduğu gibi, Medeia romanında da her ne kadar “şimdinin yenilgisi” içinde görünüyorsa da sürmek­tedir, sürmelidir…

 

* Çev. Turgay Kurultay, Telos yay. 2000.

** Bu konuyla ilgili olarak “Bir Troya Öyküsü Ne Kadar da Çağdaş Başlıklı” denemenin son bölümüne bakınız.

 

 

2004

(Romantik Bir Yolculuk, Plan b yay. 2005)

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş