Boğaz Hayali

Boğaz Hayali

 

 

Çocukluğumdan beri Boğaz’da oturmak hayalimdi. O zamanlar yol dar, araçlar az. Dayım arabasıyla bizi Boğaz’a götürürdü, bir yerlerde piknik yapardık, doğal olarak hafta sonları. Özellikle her Kabataş’tan geçişte, bazen de okul pikniklerinde aynı yerden geçişte, Setüstü’ne bakar, bu evlerden birinde otursam, denizi içime çeksem, derdim. Demek ki bir deniz geni var taşıdığım, bizim ailede denizi, yüzmeyi sevmeyen, özellikle de baba tarafında çok azdır.

Bu satırları yazarken, çocukluğumda gençliğimde oturmayı hayal ettiğim evlerin birinde oturuyorum; ama bu evde oturmak da bir sıkıntı yaratıyor, bu sıkıntı da yazmaya götürüyor, yazıyorum; zaten kitap düşüncesi de –biraz– bundan ortaya çıkmıştı. Öte yandan da aşksızlık, sıkıntımın bir başka nedeni; zaman zaman bunu da yazıyorum; çünkü bu durumun geçmediği gibi, kitabı var eden nedenlerden biri olduğu için de anımsamak/anımsatmak istiyorum.

Neden bu Boğaz düşkünlüğü? Ta çocuk yaşlardan beri. Büyüklerin konuşmasından mı, yoksa Boğaz’a yapılan zaman zaman da olsa gezilerden mi? En büyük nedeni, “gen”lerin yanı sıra, bir yaz Anadolu Hisarı’nın sırtlarında bir ay süreyle oturmamız, yani yaz tatili. Bu, eski İstanbul yaz tatillerinden. Boğaz’da ama bir “kuytu”da denize girmemiz, girmem, kendimce yüzmem. Çünkü Boğaz akıntısı adamı alıp götürür, bense küçük bir çocuk, kaldı ki ağbilerimiz de bellerinde iple yüzüyor, yıl 1962. Evet Boğaz aşkı ki çok akla yakın, insan Boğaz’a âşık olur; o yazdan olmalı. Boğaz, İstanbul’un en güzel mavisidir.

Memur ailesiydik, üstelik annemiz ev kadınıydı, tutumlu yaşamak zorundaydık, üstümüze başımıza kolay kolay bir şeyler alınamazdı. Ne var ki gençliğimizde zaman zaman harçlığımızdan biriktirip Boğaz’a arkadaşlarla yemeğe gidebilirdik. Kuşkusuz lüks lokantalara gitmezdik; ve demek ki o dönemde yaşam o kadar da “pahalı” değilmiş.


(İstanbul’da Mavi Bir Tereddüt, Literatür yay. 2013)

 


 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş