Daha da Neler!

“pazartesi yazıları”

DAHA DA NELER!

 

Geçen haftanın gündem’lerinden biri de ünlü Pierre Loti Tepesi’nin ad değişikliğiydi. Birileri bu değişikliği önerebilir, onların demokratik hakkıdır, saçmadır değildir başka mesele, bana göre bu saçma, üstelik “söyleyiş” (ifade) de çirkin... Burada başka tuhaf bir şey var; medya’da gündeme taşınması, öne çıkarılması, bir tartışma konusu olarak ortaya sürülmesi!

Kuşkusuz daha “tehlikeli”si var! Yetkililer “öneri”yi kabul edip ad değişikliğini yapar mı? Bunu bilmiyoruz ama günümüzde öyle şeyler oluyor ki bunun için de, umarız “olmaz” diyoruz. Tabii ki tarihe baktığımızda uzun yıllar içinde adlar değişiyor, yapılar değişiyor, bunlar doğal ama o tepe günümüzde, yirminci yüzyılda Pierre Loti adıyla et ile tırnak gibidir ve şehrin de en önemli simgesidir.

Başka bir açıdan ele aldığımızdaysa, Tepe’ye adı verilen Pierre Loti yani 1850-1923 yılları arasında yaşamış Fransız yazar, bu kenti çok sevmiş, bu şehrin-ülkenin Avrupa’da olumlu tanıtımını yapmış, yazılar-kitaplar kaleme almış, Kurtuluş Savaşı’nda da elini bir şekilde uzatmış biri; bir İstanbul âşığı.

Yeri gelmişken Abdülhak Şinasi Hisar’ın İstanbul ve Pierre Loti(YKY, 2005) biyografisini anımsatalım ve İstanbul’da Âşıklar İçin Buluşma Yerleri (Özgür yay. 2010) adlı kitabımdaki “Pierre Loti” başlıklı bölümü de bu Pazartesi’ye alalım:

 

Eyüp doğduğum semt; taşındıktan sonra uzun yıllar gitmedim. Son zamanlardaki gidişlerim, genellikle cenazeler için; çünkü aile mezarlığımız orada. Bunu bir romanımda, Bir Yıldız Kaydı’da yazdım; neyse, kederden uzaklaşmalı. Pierre Loti Kahvesi 19. yüzyıldan günümüze ulaşan İstanbul’un simgelerinden tarihi bir mekân, Eyüp sırtlarında...

İlk gidişim yanılmıyorsam ilkokul birinci sınıftayken. Öğretmenimiz hastalanmıştı; onun yerine geçici olarak gelen genç bir kadın öğretmen vardı; o bizi sınıfça götürmüştü. Annem-babam daha önce bizi oraya götürmüş müydü, anımsamıyorum. Belki ailece gitmiştik ya da komşu kadınlar toplanmış, biz çocukları da almıştı. İlki ne hikmetse genç öğretmenimizin bizi sıraya sokup götürmesi olarak kalmış belleğimde. Tahta iskemleler, tahta masalar vardı. Yer topraktı, bir kır kahvesiydi. 20. yüzyılın başındaki Eyüp ile ilgili gravürler, fotoğraflar çocukluğumun kahvesine çok benzer, aradan yarım yüzyıldan fazla geçmiş! Şimdi bambaşka bir yer. Aslında çocukluk anıları güzeldir de Pierre Loti denince ilk akla gelen Onat Kutlar oluyor. Yazarlığımı etkilemiştir; özellikle de Yeter ki Kararmasın ve Bahar İsyancıdır kitaplarıyla. Onat Ağbi’ye ara sıra uğrar, sohbetin belini sade Türk kahvesiyle kırardık. Bir yazısında, yılın ilk sabahında Pierre Loti’de kahve içmenin ayrıcalığından söz etmişti ve o yılın ilk sabahı orada olacağını, bir anlamda okurları “çağırma” biçiminde yazmıştı. Ne var ki The Marmara Oteli’nin giriş katındaki pastanesinde 30 Aralık 1994’te patlayan bomba, on iki gün sonra Onat Kutlar’ı bizden almıştı.

Bir yıl sonra, düzenli yazdığım Cumhuriyet Gazetesi’nde, okurlara böyle bir çağrı yapmıştım. Yılın ilk günü Pierre Loti’de buluşalım diye. Zeki Coşkun ve eşi Ayşe Coşkun beni arabalarına alıp götürmüşlerdi. Pierre Loti’ye çıkarken, mahalle araları, sanırım birtakım kazı çalışmaları vardı ki bu kazılar İstanbul’da hiç bitmez, bizi bunaltmıştı. Özellikle de direksiyondaki Zeki’yi. Kahveye geldiğimizde, benim çağrım işe yaramıştı. Çünkü gelenlerin çoğunun elinde Cumhuriyet vardı. Yazar dostum, arkadaşım Buket Uzuner de gelmişti. Buket’i çok iyi anımsıyorum. Yanılmıyorsam, sevgili arkadaşım yazar Mario Levi de oradaydı. Yoksa yanlış mı anımsıyorum?

Ne var ki bir daha o çağrıyı yapmadım. Belki birileri daha sonraki yıllarda gitmiştir Onat Kutlar’ın anısına. Yapmadım çünkü, Pierre Loti’nin o halini pek bu çağrıya uygun görmemiştim. Şimdilerde seyrek de olsa gidiyorum, Haliç’e tepeden bakıyorum, sade kahve ve maden suyu içip, mezarlığın içinden geçen patikadan (modern bir patika bu) Eyüp’e iniyorum.

 

Pierre Loti Tepesi’ndeki benim gibi birçok İstanbullu’nun anılarıyla yıkanmış kahvesi, yerli yabancı yediden yetmişe yaz kış konuklarıyla dolup taşan, Batı edebiyatına da girmiş, âşıkların en eski buluşma yerlerinden biridir.

Son olarak şunu eklemeliyim. Yıllar önce ilk kez öğretmenimizin götürdüğü o sınıfta “ilk aşkım” Aydan da vardı! Aradan kırk sekiz yıl geçmiş ama kızın adını unutmamışım! 

Önceki gelişimde, elimde kalem, bir şeyler yazmışım küçük defterime; yazmak iyidir, insan her şeyi bellekten beklememeli:

 

Pierre Loti’deyim; soğuk, yağmur çiseliyor, Haliç ayaklarımın altında, nihayet bir yüzleşme zamanı. Sırayla Galata Kulesi, belli belirsiz Topkapı Sarayı, Ayasofya, arkalarda Sultanahmet yalnızca minareleriyle, tabii Süleymaniye ihtişamıyla görüntümün içinde ve ötekiler… En son 1 Ocak 1996’da gelmişim bu kahveye, Onat Kutlar anısına!

Bir yüzleşme, İstanbul ayaklarımın altında denir ya, işte öyle bir görüntü. Gerek çocukluğumdaki yaşantılardan (anılar mı desek), daha sonraki gidişlerimden gerek okuduğum kitap ve fotoğraflardan bu görüntü hiç silinmemiş; oysa on üç yıldır gitmemişim Pierre Loti’ye. Belki de kurduğum hayallerin yoğunluğundan bu görüntü bende hep var olan ve var olacak olan!

Tabii ki çok değişmiş, önceki gelişimde (1996’da) çok yadırgamıştım, son derece turistik bulmuştum, şimdi daha da öyle olmuş, teleferik de var artık; galiba bunlar kaçınılmaz! Bir önceki gelişimse 1992’deydi, bir televizyon çekimi için; ve o zaman burası az çok otantik özelliğini koruyordu. Aradan dört yıl geçmişti ama o dört yılda ne çok şey değişmişti.

Mezarların arasından, eskiden toprak olan küçük dar yoldan iniyorum; hemen sokağın başında eski bir ev. Çocukluğumdan anımsıyorum bu evi, ahşap ve yıkıldı yıkılacak. Gelirken fark etmemiştim, tanıdık birini görmüş gibi sevinç sardı içimi…

Mezarlar insanı ürkütmüyor. Çünkü Eyüp’ün doğal hali. Sol tarafta Haliç maviliğiyle kıvrılıyor. Bir süre sonra aşağıdayım, meydanda, hareketli bir gün sürüyor. Sokaklarda dolaşmaya başlıyorum.

Doğduğum evi buluyorum. Altında eskiden bir banka vardı, şimdi kocaman bir ayakkabı mağazası. Çocukluğumun sokakları, meğerse ne küçükmüş. Sık sık gittiğimiz Şafak Sineması şimdi bir market olmuş. İki katlı binanın üstündeki çıkıntının ovalliğinden anımsıyorum. Evimizin pencereleri, annem çarşıya gittiğinde, pencere önünde oturup onu bekleyişlerim gözümün önüne geliyor. Bir saçak var pencerenin önünde o zaman da vardı, şimdi de. Kumruları hiç unutmuyorum, dün gibi gözlerimin önünde; yıllar geçmiş. Kumrular insanlara örnek olmuş; hani denir ya “kumrular gibi” ... (2 Kasım 2009)

 

Pierre Loti kumruların buluşma yeri.

 

                                    Pazartesi, 11 Haziran 2012, Kabataş

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş