Deprem

Deprem

 

(…)

 

Anlatamadan geçemeyeceğim, bellek kutusu birden açılıverdi

aydınlık mavinin tam karşısında, aslında yakın bir

zaman, öte yandan belleğin kolay kolay unutamayacağı bir

olay, dört beş yıl önce olmalı, 1 Mayıs günü sabah erkenden

kalktım, dersime gideceğim Beşiktaş’a, her zamanki gibi

yürüyeceğim, sokağa çıktım ki Beytülmalcı’da tuhaf boğucu

hava, birden genzim yandı hapşırık öksürük neyse ilk bâdireyi

atlattım, önce anlayamadım ama Setüstü’ne yaklaştıkça

hani derler ya jeton düştü, Taksim’den aşağılara doğru polis

kovalamacası var, biber gazı etrafa iyice yayılmış. Beşiktaş

yönüne gideceğim benim gibi başkaları da gidecek, polis

Setüstü’nü kesmiş geçirmiyor, biraz zorlasan dayağı yiyeceksin,

bağırıp çağırıyor, tramvay iptalse de alt geçit açık,

nasılsa oraya izin vermişler, Kabataş İskelesi’nin olduğu

tarafa geçip yürüyorum, ortalık çok karışık, belli ki yukarılarda

epeyce itiş kakış olmuş, şiddet uygulanmış, biber gazı

sanki belediye hizmeti gibi deniz kıyısına kadar inmiş, iyot

birazcık yumuşatıyor, derste de komünist dünya şairimizden

söz edeceğim, hayatından, şiirlerinden, uğradığı haksızlıktan,

hukuksuzluktan. Dolmabahçe Camisi’nin oralarda,

bir komiser, polisleri etrafına toplamış bağırıyor azarlıyor,

yirmi-yirmi beş varlar, polislerde kalkan jop, silâhlar

belde, otomatik tabancalar kimisinde, Londra’da poliste

silâh yok neyse geçelim, adamlarına bağırıyor: “Ben size

vurmayın, dövmeyin demiyorum, beşiniz bir kişiye vurmayın,

diyorum!” Hayat İstanbul’da da çok acımasız...

 

(İstanbul’da Mavi Bir Tereddüt, Literatür yay. Nisan 2013)




Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş