Duyarlılıkların Yazarı

DUYARLILIKLARIN YAZARI

 

Birçok şeyi senden öğrendik; biz o zamanlar, baharı simgeleyen kuşlar gibiydik. Sen böyle adlandırmıştın. Seni ilk kez, önce yazılarını okumuştuk, Sinematek’te üye kartımızı alırken görmüştük. “İshak”ı henüz okumamıştık, o zamanlar utangaç ama cesur ses tonumuz vardı.

Aramızda, yoksul ve kerpiç köy evlerinin kırlangıçları da vardı, bizler, kentlerin yeni yetme horozları gibiydik. Sanki her şeyi biliyorduk. Soruyorduk. Sorduğumuz da hemen hemen hep aynıydı: Çözüm nerede? Ya da: Bir gerçeği saptamakla yetinecek miyiz?

Sizleri, seni kızdırıyorduk. Ne kadar hoşgörülü olursanız olun sizleri kızdırıyorduk, olup olmadık yerde sorduğumuz pervasız ve hep birbirinin benzeri sorularla.

O zamanlar, aramızdaki sınıf farkını kaldırırcasına giyinirdik. Kadife pantolon, kazak, parka ve ayağımızda botlar. Şaşkındık ve siz, sen gözlerimizden okurdunuz bu acemi şaşkınlığı. Bir de aceleciydik. Bir ân önce olsun isterdik. Bir ân önce her türlü sorunu çözmek isterdik.

Ama umut doluyduk. Sizler bize, bir de 68’liler tabii, güven verirdiniz. Varlığınız, konuşmalarınız, söyleşileriniz, hani o sizin, senin film öncesi konuşmaların. Bir de hiç unutmam, televizyonun ilk yıllarında hazırladığın sessiz sinema programında filmden önceki, o şiirsel söyleşilerin.

Sinema dergilerindeki yazıların. Politika gazetesindeki, o zamanlar belki farklı bakıyorduk ama, o umut veren şiirsel betimlemeleri imrenerek okuyorduk. Birbirimize göstererek.

Sonra seksenli yıllar, bizler içerdeydik ve sen bizlere seslendin: Yeter ki Kararmasın… Bizleri ve de dostlarını yazılarınla yalnız bırakmadın. Kimimiz okuduk da içeriden güç bela sana mektuplar yazdık. Kimimiz dışarıdaydık, telefon açtık; ya da elini sıkıp teşekkür ettik. Tabii ki o uzun soluklu, imgelerin: Pera’lı Bir Aşk İçin Divan’da kimimizi derinden etkiledi.

Kimimiz yitti; kimimiz tekrar o kerpiç evlerine döndü. Yaşam çetrefilleşti, dört bir yana dağılıverdik. Kimimiz, kopuverdik o Sinematek’li yıllardan. Ağbilerine özenen toy’lardık. Güzel yıllardı. Hani kopanlara da sözüm pek yok! Ama çoğumuz, dört bir yana dağılsak da o bizlere umut verdiğin yıllardan, söyleşilerden, yazılardan kalan sözü unutmadık: yeter ki kararmasın…

Kimimize babalık ettin elinden tuttun, iş buldun. Kimimiz yazar olup eli kalem tuttu, seni usta bildik. Bahar İsyancıdır dedin bir kitabının adına sanki yine bizim kuşaktı imlenen. Bizim kuşağı hep sevdin. Sadık Hidayet’i de, Furuğ’u da senden öğrendik. Hafız Divanı’nı bile sana özenerek okuduk.

Kimimiz, denemelerinde iz sürüp deneme yazan olduk.

Kimimizle dostluğun hiç bitmedi. Babamızın cenazesine bile geldin. Kimimizin nikâh şahidi oldun. Saatlerce dert dinledin. Açımladın. Yazarken de konuşurken de duyarlılığını, sevgini hiç yitirmedin. Özcesi, çok şey öğrendik sizlerden, senden.

İnsanın içine yaşam sevinci aşılayan bir dostun. Kahkahan, o dolu dolu, şu veya bu şekilde aldığın keyfi karşındakine akıtıverirdi.

Sen, yalnızca şair, öykücü, denemeci, sinemacı değil, duyarlılıkların yazarıydın, Onat Kutlar… İnanmak çok güç, ama dediğin gibi:

 

–Bu kör eylül karanlığından uzak–

Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı

 

(Hep Sonbaharı Yaşadık, İş Kültür yay. 2003)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş