En önemli insanî değer elimizden gidince...

EN ÖNEMLİ İNSANÎ DEĞER ELİMİZDEN GİDİNCE

İnsanın aşk’a gözünü/yüreğini kapamaması; o duyguyu, hissi, yönelimi, yaşam zevkini, hazzını, ne diyeceksek onu unutmaması, yok saymaması için…

 



Sorular: Semih Gümüş

 

On Kadın, Bir Hayal sekizinci romanın. Artık roman senin için öteki türlerin önüne geçti…

 

Deneme yazarlığımın önüne geçtiği pek söylenemez. Aslında deneme ile romanı çok ayrı düşünmüyorum. Kuşkusuz iki farklı tür ama akrabalıkları da yok değil. İlk romanımı yazarken –o zaman ne kadar sürdüreceğimi kestiremezdim– “kendimce” bir roman anlayışı oluşturdum. Özellikle de “yeni-roman” ile ilgi kurarak. Yâni baştan “sürdürmeye” karar vermiştim.

 

Özellikle roman, niçin kadın ve erkek ilişkilerini ve aşkı her şeyden daha çok konu ediyor ?

 

Öncelikle yazar olarak seçtiğim ya da sürdürdüğüm tema (aşk) ile ilgili. Ayrıca bu romana esin olan Oktay Akbal’ın Batık Bir Gemi’sindeki birkaç cümle de etken. Akbal “on kadın”ı yazmak istemiş ama yazmamış (ne yazık ki yazamayacak ! )… Ben yazayım dedim ! Böyle bir “seçim” yapınca doğal olarak “kadın-erkek ilişkileri ve aşk”ta yoğunlaştım. Öte yandan bir “Beşir Fuad ekseni” olduğunu da belirteyim.

 

 

Yazdığın romanlar aslında aynı dünyanın içinden çıkmış gibi. Anlatmak istediğin asıl sorun nedir?

 

Bu “saptama” doğruysa (böyle olup olmadığı hakkında bir şey söyleyemem), dışarıdan böyle görünüyorsa, buna sevinirim ve kendi adıma olumlu bulurum. Başlarken de tüm acemiliğimle benzer bir şeyi tasarladığımı da söyleyebilirim. Anlatmak istediğim sorunsa  tek sözcükle “aşk”! Çözmek ya da ahkâm kesmek, tanımlarda bulunmak ya da kuram oluşturmak değil! İnsanın aşk’a gözünü/yüreğini kapamaması; o duyguyu, hissi, yönelimi, yaşam zevkini, hazzını, ne diyeceksek onu unutmaması, yok saymaması için… Çünkü en önemli insanî değer elimizden gidince, insanlığımızdan da çok şey yitiririz gibi geliyor. Zaten insanlık, insanlığından çok şey yitirmiş.

 

 

Her zaman yalın bir dilin, anlaşılır bir anlatımın var. Bu kez biraz değiştiğini söyleyebilir miyiz?

 

Doğrudur. Çıkış noktasını İstanbul’da Mavi Bir Tereddüt adlı deneme kitabımdan alan, biçem ile ilgili bir değişikliği bile isteye seçtim, denemeye çalıştım becerebildiğim kadarıyla. Öte yandan bir yazar olan anlatıcının

tuttuğu günlükler var. Romanda bir-iki yerde de belirtiliyor ve bu günlükler onun Dubrovnik’deki bekleme süresinde yazılıyor. Gelip gelmeyeceği belli olmayan bir kadını bekliyor. Bu sıkıntılı bir bekleme; geçmişe gidip gidip geliyor. Aralarında “tanımlanmamış bir ilişki” olduğundan geçmişteki “yaşanmayan aşk”ları diyelim buna, anımsıyor. Dolayısıyla zihninde karışıklık var; anıların iç içe geçmesi vb.

 

Şimdilerde neler yazıyorsun, neler düşünüyorsun?

 

Düzenli olan yazıların dışında, bu aralar 1985’ten beri zaman zaman tuttuğum günlükleri bilgisayara giriyorum, ne zaman yayınlanacağını bilmiyorum, belki de iki kitap olacak. İki ayrı roman fikri var; fikirlerin olması güzel de hâlâ başlayamadım! Bunlara eklemeliyim, Kasım ayında Notos Atölye’de vereceğim Sabahattin Ali atölyesinin hazırlıkları ve heyecanı da var…

 

                                                                 Notos, Ekim-Kasım 2015




Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş