Esas Olan Şiirdir

 

ESAS OLAN ŞİİRDİR

 

Ahmet Hamdi Tanpınar ile Varlık’ın Ekim 1960 sayısında yapılan bir söyleşi var. Soruları kim sormuş belli değil. Gerçi soranın “kim” oluşu çok önemli değil, soru, daha çok da yanıt önemli: Söyleşinin son sorusu: “... şiir kitabınızın çıkacağını duyduk. Şiiri bunca yıl bıraktıktan sonra bu gereksinmeyi neden duydunuz?” Yanıt ise şöyle:

“Ben şiiri hiç bırakmadım. Az yazmam şiir çalışmalarımdan uzak olduğum anlamına gelmez. Kitabımı şimdiye kadar çıkartmamamın büsbütün başka sebepleri vardır. Bende esas olan şiirdir oradan etrafa genişler.”

Bilindiği gibi Tanpınar, “yazı hayatına” şiirle başlamış, zaman zaman şiir yayınlamayı sürdürmüş ancak kitap yayınlama meselesinde son derece “tutumlu” davranmış. Bildiğim kadarıyla da öğrencileri, Yahya Kemal’i örnek göstererek, kitap çıkarması için “baskı” yapmış. Böylece tek şiir kitabını altmış yaşında yayınlamış (Şiirler, 1961).

Huzur romanı ise 1949 yılında yayınlanır. Roman’da Mümtaz, “bir önceki yaz”da yaşanan, Nuran ile tutkulu, biraz da marazi aşklarını sayıklamalı bir biçimde anımsar. İstanbul’un tüm güzellikleri, bütün yaz boyunca birlikte yaşanmıştır. Üç şiir “Hatırlama”, “Bütün Yaz” ve “Mavi Maviydi Gök Yüzü”, sanki romandaki o “aşk yazı”nın şiirleridir. Mümtaz’ın, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan izler taşıdığı da malum. Aslında öteki şiirlerinin temaları, imgeleri, hatta Yahya Kemal’in de bazı dizeleri romanda karşımıza çıkar; örneğin iki yerde “yekpare zaman”dan söz eder romanın anlatıcısı ve yine bir yerde “Masmavi bir dünya içinde idiler” diye Nuran ile Mümtaz’ın tinsel hâllerini imgesel olarak betimler. Dolayısıyla “Mavi, Maviydi Gök Yüzü” adlı şiire doğrudan gönderme vardır. Şiirin ilk dörtlüğünü anımsayalım:

Mavi, maviydi gök yüzü

Bulutlar beyaz, beyazdı

Boşluğu ve üzüntüsü

İçinde ne garip yazdı...

 

Tanpınar için mavi, bir anlamda şiirinin iç içe geçmiş iki temel öğesi olan, zaman ile rüya’nın (düş) ifade biçimidir. Şiiri anımsayacak olursak, bundan sonra gelen dört öbekte de o yaz yaşanan ânlar ve onların içindeki sevgili ya da âşık olunan kadın vardır. Huzur’da Mümtaz ile Nuran ayrılmıştır; şiirin son dörtlüğünde de ayrılık karşımıza çıkar:

 

Kim bilir şimdi nerdesin?

Senindir yine akşamlar;

Merdivende ayak sesin

Rıhtım taşında gölgen var.

 

Sözünü ettiğim öteki iki şiirde de romanın içindeki yazı, açık bir biçimde bulabiliriz. Mümtaz nasıl o yazı anımsıyorsa, şiirin adı da bunu çağrıştırır öncelikle ve “Hatırlama” şöyledir:

 

Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,

Rüyâların kadar sade, güzeldin,

Başbaşa uzandık günlerce ıslak

Çimenlerinde yaz bahçelerinin.

 

Ömrün gecesinde sükûn, aydınlık

Boşanan bir seldi avuçlarından,

Bir masal meyvası gibi paylaştık

Mehtabı kırılmış dal uçlarından.

 

Mümtaz, o yaz İstanbul ile birlikte ömrünün aşkını yaşamış; bir kez daha benzer bir duygu atmosferine giremeyecek, “o hazları” bir kez daha yaşayamayacaktır. Mümtaz hep o yazda­dır aklıyla, zihniyle, benliğiyle. “Bütün Yaz” başlıklı şiir de, geçmiş “o yazı” gözlerimizde en güzel şekliyle canlandırır:

 

Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede...

Sen zambaklar kadar beyaz

Ve ürkek bir düşüncede,

Sanki mehtaplı gecede,

Hülyan, eşiği aşılmaz

Bir saray olmuştu bize;

Hapsolmuş gibiydim bense,

Bir çözülmez bilmecede.

Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede.

 

Şiirlerin önce romanın sonra, romanın önce şiirlerin sonra yazılmış olmasının hiçbir önemi yok. (Bilmiyorum da!) Her şeyden önce anakronik olabileceği gibi, her iki durumda da bir “genişleme” var. Yani şiir­ler önce yazılmışsa oradan başka alanlara genişleme vardır; roman önce yazıl­mış olsa bile, “öz” (imge) olarak belli ki o şiir daha önce oluşmuş ve oradan etrafa doğru genişlemiştir. Kendisinin de dediği gibi, esas olan şiirdir...

 

Bkz. Ahmet Hamdi Tanpınar, Bütün Şiirleri (1981),Yaşadığım Gibi (1996), Dergâh yay.; A. Birkiye,Roman’tik Bir Yolculuk, Plan b yay. 2005.

 

(Sincan İstasyonu’nda yayınlandı.)

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş