Hayat

 

Hayat

Düşüyor düşüyor, karanlık içinde yitip gidiyor, ömürboyu unutulmayan ân, yıllarca sürüyor izi, büyüyünce geçecek ama uzun sürüyor, çocuk işte düşüyor düşüyor, ölümü nerden bilsin, karanlık bir dünya hep, oysa gündüzleri diye bir şey var, bilmiyor henüz güneşin eylemini, ölümü de bilmiyor, o düşmüş, kafası yerden yere, önce karanlık sonra annesinin kucağında, annesinin kokusu, sıcaklığı iyi geliyor, hangi çocuğa iyi gelmez ki anne kolları, günlerce sürüyor ağrısı, gözyaşları, çocuklar düşünce ağlar ama bu kez başka, başka olduğunu da çok sonra anlayacak, büyüyünce, zaten insan büyüdükçe anlamıyor mu dünyayı, anlıyor mu?

Anne bir kez daha hayat veriyor, anne hayat verir; yaşam buluyor o kucakta bir kez daha, ne kadar da şanslı, annesi günlerce kollarıyla sarıyor, kokluyor kokluyor kokluyor...

Tekrar elinden tutup koşacak, sürükleyecek sokaklarda, dar sokaklarda eyüp olmalı, en eski istanbul semti, tulumba tatlısı, düdüklü testiler, trampet, ünlü oyucaklar işte bayramlarda alınan; elinden tutup sürükleyecek, otobüste yer kapmaca, meğerse ne küçükmüş o sokaklar, büyüyünce anlayacak, oyuncaklar da kalmamış.

Baba yine pencerde, kışın oyunu anneyi bekliyor bekliyor bekliyor, anne elinde tarak saçlarını tarıyor tarıyor tarıyor, istanbul’un orta yerinde görüntü kendini yineliyor.

Anne yine aynada, baba anılara saplanmış, pencere önünde, haziranda açan güllerinin önünde, ünlü çam ağacını sularken, kolay mı çamın büyümesi, ya ıhlamur, o ıhlamuru toplarken, saymakla bitmiyor, rüyaların içinde hep; anılardan hiç çıkmamak üzre yıllar önce o çok sevdiği, çapalayıp ektiği, meyvesini kopardığı toprağa giriyor, hayat ne kadar da acı veriyor.

Şimdi anne, tüm bu anılarla birlikte kocasını özlüyor, dönüşüm bu, karşı gelmek olanaksız, küçük bir kız gibi, hakkı da küçük bir kız olmaya, çocukluğuna dönüyor, nazlanıyor, ne güzel de nazlanıyor.

(İstanbul’da Beklenen Devrim, Özgür yay. 2011)

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş