İğdiş Etme mi?

İĞDİŞ ETME Mİ?

 

 

Geç okuduğum yazarlardan biri Philip Roth. Birkaç ay önce de “yazmayı” bıraktığını dünyaya duyurmuştu. “Yazmakla mücadele sona erdi” olarak tanımlıyordu. (Kendisinin yaşam öyküsünü yazan başka bir yazarla –genç olmalı–, bu çalışmayı sürdürüyormuş yalnızca!) Doğrusu büyük bir cesâret yazmayı bırakmak. Bir tür iğdiş etme. Kendi kendini! Hatta edebiyat burcundan kendini aşağıya atma! Yazınsal intihar! Kim bilir ne çok nedeni vardır; açıklamadıklarıyla birlikte.

Beş-altı yıl önce belleğim beni yanıltmıyorsa, bir soru üzerine Nobel sekreteri “Amerika’da (Birleşik Devletleri’ni kastederek) yazar mı var?” demişti. Dolayısıyla Birleşik Devletler’e Nobel’in gitmeyeceğini ilân ediyordu; anlaşılan uzun bir süre. Bildiğim kadarıyla, okuduğum kadarıyla pekâlâ ödülü alabilecek bir yazar Roth. Son yıllarda da kulislerde adı geçmişti. Nobel onun için ne kadar önemli bilmiyorum; öte yandan kendisi de “Nobel komitesi bizi taşralı buldu ama sanırım onlar da biraz taşralı” demiş. Bu sözlerden sonra Roth’un, Nobel’i verseler de geri çevirmesi gerekmez mi? Sartre’dan beri Nobel’i geri çeviren olmadı. Sartre’ın zamanında Nobel ödülü elli beş bin dolar civarındaymış, şimdi bir milyon doların üstünde. Bu, almak için önemli bir “neden” mi? Sartre yine de reddeder miydi? Kimilerine göre ederdi!

Roth’un son romanlarında ölüm teması egemen. Sokaktaki Adam, Öfke, Nemesis. Yaşlanmasıyla mı ilgili bu? Hem de anılar, geçmişe dönme var. (Bu üç roman hacim olarak “az” ama sıkıştırılmış, yoğun metinler. Novella denebilir.) Belki de yaşamöyküsünün etkisi var burada; bunları bilmek güç. Öte yandan sanki Nemesis’te idealist, atlet, enerjik ve öğrencilerin rolmodeli olan genç beden öğretmeni Bucky’nin “kararı” ile kendisinin yazmayı bırakması arasında bir ilinti kurulabilir.

1944 yazındaki Newark’ta çocuk felci (polio) salgınına yakalanan ve bu yüzden birçok çocuğun ölümüne neden olduğunu düşünen Bucky! Hastaneye yattıktan sonra sevgilisi Marcia’dan kaçar (oysa aralarındaki yoğun bir aşktır); hem bir vicdan sorunu vardır hem de bir tarafı artık felçlidir, sol eli tutmaz, sol ayağı topal kalacaktır. Kızın evlenmek istemesine karşın onu geri çevirir; yıllar sonra da şöyle diyecektir: “… bunca yıldır hep Marcia Steinberg’le yaşadım. Kendimi pek çok şeyden azat ettim, ama onu aklımdan çıkarıp atmayı hiçbir zaman başaramadım. Bunca yıl geçmiş olmasına rağmen hiçbir şey değişmedi. Hatta bazen sokakta onu gördüğümü zannediyorum.” (s.154)

Nemesis’teki anlatıcı üçüncü şahıs. Bu, Bucky’nin bir öğrencisidir ve 1970’lerde geçmişi anlatır. Samîmî yâni yakın bir anlatım var; sonlara doğru zaman zaman         –geçmişi de anlatsa– birinci tekil’e de dönmüş gibi olur. Aslında bildik bir anlatıcı ama yoğunluğun da üstesinden gelen bir anlatıcı aynı zamanda. Dolayısıyla Bucky’e dışarıdan bakılır; ancak giderek Bucky’e de iyiceyaklaşmış oluruz.

Olay örgüsünün gelişimini bir yana koyalım ama kısaca Tanrı, Yahudilik, inanç, ateizm gibi kavramların da bir tartışma ekseni olduğunu belirtelim. Hatta, sonunda da “erkeklik” meselesinin! Bir de Başkan Roosevelt’in Nisan 1945’te benzer hastalıktan öldüğünü ekleyelim: “Franklin D. Roosevelt’in tam zıddıydı; hastalık Bucky’yi zafere değil, yenilgiye sürüklemişti. Felç ve beraberinde gelen her şey güçlü kuvvetli bir erkek olduğuna ilişkin inancını onulmaz bir biçimde sarsmış, bunun sonucunda kendini hayatın bu yönünden tamamen geri çekmişti.” (s.152)

Bucky’inki de “aşka” dâir bir çeşit intihar (iğdiş etme!) değil mi? Metaforik olsa da! Philip Roth’un “yazmayı bırakmasını” çağrıştırmıyor mu?

 

Bkz.P. Roth, Sokaktaki Adam (çev. Kaya Genç, 2011), Öfke (çev. Şeyda Öztürk,2012),Nemesis (çev. Deniz Koç, 2012), Yapı Kredi yay.

 

Not: Kalemin Ucu’nda yayınlanan, “Babasız Roman”, İntihar, İğdiş Meselesi… başlıklı yazının, elden geçmiş bir bölümü, Özgür Edebiyat, Mart-Nisan 2013.

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş