İmroz, Ada, İzlenimler

İMROZ, ADA, İZLENİMLER

 

 

İmroz neden Gökçeada olarak değiştirilmiş? Bu ad değiştirme, hiç kuşkusuz ki yalnızca bizim ülkemizde yok! Ama bizim gibi sık değiştiren de yoktur, herhalde. Modernizmin bir “armağanı” olsa gerek. Şu veya bu şekilde “geçmiş” ile bağı koparmak!

Oysa İmroz –ki aslı İmbros–, yazılış ve söyleyiş biçimiyle hiç de Türkçeden uzak değil. Yabancı dillerden giren sözcükleri, dil kendi mantığı ve sesletimi içinde düzenleyebiliyor pekâlâ. Günümüz Avrupa dillerinde de Latinceden, öteki dillerden girmiş “yaşayan sözcükler” yok mu? Ya da az mı?

İmroz’un adının değiştirilmesinin yılı 1970. Kıbrıs sorununun sertleştiği yıllar. Zaten –gerçi adada kimse doğru dürüst anlatmıyor ama– Kıbrıs çıkartmasından sonraki yıllarda, adanın Rum nüfusuna ciddi/trajik baskılar olmuş. Adaya yarı açık cezaevinin getirilmesi, en azılı mahkûmların serbest dolaşması ve Rum kadınlarına tecavüzü, ilkokulların kapanması vb. nedenlerle Rum halkın çoğunluğu göç etmiş.

Dereköy’de (İskinit) şimdi, elli bir kişi oturuyor. Oysaki bir zamanlar Türkiye’nin en kalabalık köyüymüş! 1960 hanelik bir köymüş ve –üstelik– dört tane yazlık sineması varmış! Şu an köy harabe halinde.

Azra Erhat, Mavi Yolculuk adlı gezi kitabında (İnkılap yay., birinci cilt, 1997), İmroz’u anlata anlata bitiremiyor. Adayı “Mutlular adası” olarak tanımlıyor. Dereköy’deki, Tepeköy’deki (Ağridia) şenliklerden, insanından, yaşamından övgüyle söz ediyor. Ne var ki kitabın yayımlandığı yıl 1962.

Adada yaşayanlar, yapılan yanlışlıkların farkında; özellikle gençler. Şimdi barış içinde olmak istiyorlar, birlikte dostça yaşamak istiyorlar ama, öte yandan da örneğin kimileri, Meryem Ana Şenliklerinin keyfini kaçırmaktan da geri kalmıyor!

Bu tür “miliyetçilik” yalnızca bizde mi var! Tabii ki değil. Sanırım yirminci yüzyıl beklenenin tersine ya da umulanın tersine diyelim, milliyetçiliğin yükseldiği bir yüzyıl oldu. Umudumuz yirmibirinci yüzyılda!

 

İmroz adasının “yerleşimi” oldukça eski. 1995’te başlatılan kazılarla beş bin yıllık, MÖ 3000’li yıllara ait bir yerleşim yeri bulunmuş. 1. Troya uygarlığına/dönemine denk düşen bu yerleşim yerini Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Halime Hüryılmaz bilimsel bir makalenin izini sürerek bulmuş.

Kazı yerinde, Hüryılmaz beş bin yıl önceki bu yerleşim yeri hakkında bizi ayrıntılı bir biçimde bilgilendirdi. Bu insan topluluğu, bu basit uygarlık MÖ 2600-2500 yıllarında ortadan silinmiş. Kazıyı Amerikalılar ve Kültür Bakanlığı destekliyormuş. Ancak, ödeneğin işlerlik kazanması güç oluyormuş; anlaşılan, bürokratik sorunlar varmış!

İmroz, son otuz yıllık adıyla Gökçeada ile ilgili fazla kaynak yok. Erol Saygı’nın Gökçeada kitabı, amatörce hazırlanmış da olsa, ada hakkında derli toplu bilgi veriyor. Metinler, üç dilde, Türkçe, İngilizce ve Yunanca yer alıyor. Yine de siyasi olaylardan söz etmiyor; geçmişte, 6-7 Eylül olaylarında ne olmuş, Kıbrıs Savaşı sonrası ne olmuş hiçbir bilgi yok!

Zaten ada halkının genel tavrı, gecmişin üstüne sünger çekmek. Sanki, biz şimdiye, geleceğe bakalım diyorlar. Ya da belli ki bir kısmı da “başıma bir şey gelmesin” diye ağızını açmıyor. Bir kısmı da acılarını içine gömüyor: taa Güney Afrika’dan her yıl gelip evini ziyaret ediyor, gözyaşlarını tutamıyor.

Bir de Gökçeada ile ilgili odtü’lü öğrencilerin yaptığı kapsamlı bir çalışma var. Ancak birkaç sayfasının fotokopisini gördüğümüz bu çalışmanın kendisine ulaşamadık!

Adada on üç bin kitaplık bir kütüphane var ama, görevliler, son yıllarda özellikle de internet kafelerin açılmasından sonra kimsenin uğramadığından yakınıyor. Öğrenciler yalnızca ödevleri için gelir olmuş. Kitaptan söz açmışken eklemeliyim –ki Belediye yetkililerine de söyledim– ne yazık ki Adada korsan kitap satılıyor. Zaten iki tane kitap sergisi var; satılan kitapların çoğunluğu korsan. Oysaki bir adada korsan kitabın satışını önlemek çok kolay. Adaya sokmazsınız, yer vermezsiniz…

 

Ada doğal güzelliğini koruyor; ideal bir tatil yeri, denize girmek, kafanızı dinlemek, kentin gürültüsünden kurtulmak istiyorsanız. Bence en güzeli de adada, basit ve alçakgönüllü bir yaşam düzeyinin oluşu. Kim bilir kimileri için bu hiç de cazip değildir!

İmroz, eski Yunancada rüzgârlı ada anlamına da geliyormuş; evet Ada gerçekten çok rüzgârlı, böylece sıcağı pek duyumsamıyor, sivrisinekleri hiç görmüyorsunuz.

Umarım birçok güzel kıyımızın başına gelen İmroz/Gökçeada’nın başına gelmez. Anlamsız beton yapıları, yoğun, düzensiz ve çirkin yapılaşmayı, garip müzikler çalan eğlence yerlerini, barları vb. bu Adada görmeyiz!

 

(Hep Sonbaharı Yaşadık, İş Kültür yay. 2003)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş