İnsan Yiyenler!

 

“pazartesi yazıları”

İNSAN YİYENLER!

 

İlk akla gelen kaçıp gitmek bir yerlere! Bazen içine düştüğüm bir duygu/düşünce yumağı, kenti terk edip uzaklaşmak ama sorun kentle sınırlı olmadığı için ülkeden de uzaklaşmak. Ama nereye ve niye? Kuşkusuz bu soruların yanıtı hazır; biraz huzurlu bir yere ve biraz huzuru bulmaya. Hatta şöyle de ifade edilebilir: birazcık huzurlu bir yere ve birazcık huzuru bulmaya!

Gözümüzü açtığımızda seçilmiş bir başbakanı asıyorlardı bu ülkede, beş yaşındaydım, sokağa çıkma yasağı olmuştu, marşlar falan filan; o zaman neyin ne olduğunu nereden bilelim, büyüklerimiz “huzur bulmuş” görünüyordu ama ben mahkemede ha bire sözü kesilen sonra da asılan o adama hep üzülmüştüm! Sinemada, film öncesi “haber filmleri”nde yer alıyordu o mahkeme sahneleri.

Murathan Mungan’ın bir şarkı sözündeki gibidir bizim kuşak: biz büyükdük ve kirlendi dünya… Sonra, ilk gençliğimizde ağbilerine hayran yeniyetmelerdik, bir adam, o da başbakandı, Meclis koridorlarında “üç’e üç!” diyerek Deniz’lerin idamı için kulis yapıyordu! Sonrası, sonrası ne yazık ki şiirdeki gibi iyilik güzellik değil. Sonrası giderek daha da felaket. Gözümüzü açtığımızdan beri siyasî sıkıntı, bunalım, çekişme, ölüm, dehşet; hangi olayı anlatayım, faili meçhullarla dolu, cinayetlerle dolu, yakmalarla dolu, darbelerle dolu, baskıyla dolu, işkenceyle dolu vb. vb. bir yarım asır! Doğru biz büyürken dünya daha da kirleniyordu!

Şu son haftalara kadar, zaten Cumhuriyet tarihi bu baskılar, siyasî tuhaflıklar, zorbalıklarla dolu (dışa bağımlılıktan hiç söz etmeyelim!), alıştık “dedik” ama son kürtaj tartışmaları –ki eskiden de vardı– günümüzde, 2012 yılında böylesine konşuluyor olması, böylesine “büyük”lerin, iktidardaki siyasîlerin, devleti temsil edenlerin demeçleriyle tartışılıyor olması, eh insaf, artık!

Bu büyüklerin kendisi mi “akil adamlar”, yoksa bu büyüklerin “akil adamlar”a mı ihtiyacı var. Son günlerde, gerçi terimin ortaya atıldığı ilk günlerden beri yapılıyor, sözcüğü âkil olarak da yazanlar var. Bazı yayın organlarında, internet sitelerinde gözüme çarpıyor.

Âkil sözcüğünün karşılığı “yiyen”, âkil–ül–beşer ise insan yiyen anlamında (Ferit Devellioğlu); akil sözcüğünün karşılığı ise malum, aklını iyi kullanan, yol gösteren, bir bilen vb. (Ali Püsküllüoğlu). Şimdi acaba hangisi anlatılmak isteniyor. Yoksa acaba ikisi de aynı kapıya mı çıkıyor? Gerçi burada da şu sorun bir kez daha gündeme geliyor ya, Arapça’dan ve de Farsça’dan gelen sesler doğru işaretlerle geçmediği için, hangi sözü nasıl yazacağız? Bu anlamları başka bir yerde ters olarak da bulabiliriz! Neyse, sanırım bizim ihtiyacımız, âkil adamlardan ya da akil adamlardan çok toplumsal akıl!

Gitsem de, hem İstanbul’dan kolay kolay uzaklaşamam hele de bugün dolunay, yaz merhaba diyor; hem de zaten otobüsle çok uzun gidemem, vapurlar şimdi çok tuhaf Karaköyü Limanı’nda görüyorum apartman gibi, her biri birer dizi platosu, nerede benim çocukluğumdaki Karadeniz, Akdeniz yolcu gemileri. Tren iyi güzel de, bizden kalkanlar çok bakımsız kirli, ne hikmetse Batı’ya gittikçe düzeliyor, eh uçaktan da  çok korkarım!

En iyisi bu akşam dolunaya bir selam çakmalı, ıslıkla tabii ki…

 

Pazartesi, 4 Haziran 2012, Kabataş.

 

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş