İstanbul'da Mavi Bir Tereddüt

 

Atilla Birkiye’den olgunluk dönemi eseri

İstanbul’da Mavi Bir Tereddüt

Füsun Öztürk Baysan

 

Kimi eserler vardır, kimi kitaplar, okur, bir yere kaldırır sonra bir daha kapağını açmazsınız. Hatta kütüphanenizde var mıydı, aradan geçen zaman onu bile unutturur size.  Bu ya size göre öyledir, ya da eserin niteliği gereğidir. Bazı eserler ya da kitaplar da vardır ki, vedalaşamazsınız. Aklınızla okuduysanız, duygularınız sindirmek için zaman ister, onu hep yeniden görmek ister. Duygularınızla okuduysanız aklınız zaman zaman yeniden gezinmek ister sayfalarında, bazen edebiyatın iyi bir örneği olduğu için, bazen içindeki  bir bilgiye ihtiyacınız olduğu için, bazen de hep hatırlamak ve asla unutmamak için.

İstanbul’da Mavi Tereddüt, hep yanı başınızda tutmak isteyeceğiniz eserlerden.  İstanbul’u, onu dün ve bugün ikileminde sanki tereddütte kalmış gibi görünse de, aslında zamansız ve hep tutkuyla sevilen olarak anlattığı için belki de.  Ya da bir yazarın kendi yaşamöyküsünü İstanbul’un semtleriyle kovalamaca oynar gibi roman tadında yazdığı için de olabilir. Edebiyatımızın gözbebeği denemenin, güzel ve duru bir Türkçeyle yazıldığında, okunmasının tadını almak için belki de.  Mısraları denize, güneşe, dolunaya, martıya, vapura yüklemiş, kelimeleri  İstanbul Boğazı’na sermiş bir şairin, onlardan yarattığı şiirleri okumak için de olabilir yanınızda tutmak istemenizin nedeni .

Atilla Birkiye İstanbul’da Mavi Bir Tereddüt’ü roman yazar gibi kurgulamış. Siz sayfaları çevirdikçe, küçük mavi gözlü bir oğlan çocuğunun ergenlikten yazarlığa, polis takibinde kaçak olmaktan, yalnız bir babalığa geçişine  tanıklık ederken, İstanbul’un birbirinden ünlü ve tarihi semtleri Eyüp, Bakırköyü, Beşiktaş, Kuzguncuk, İstinye, Arnavutköyü, Şişli ve Gümüşsuyu  yalnızca geride bıraktığımız o özlenen halleriyle değil, bugünün üzen, şaşırtan, zamana direnemeyen çaresiz  semtleri olarak da anlatılıyor. Roman gibi kurgulanan ve çoğu zaman bir şiir içinde olduğunuzu hissettiren bu kitaba “deneme” demek haksızlık mı diye düşünecek olurken, sonra herkesin yazar olduğu, her düz yazının deneme sayıldığı, bu sapla samanın iç içe geçtiği günümüzde, aslında deneme tam da bu, diyeceğiniz bir kitap yazmış Atilla Birkiye. Yazarlık serüveninde otuz beş yılı geride bırakırken bir olgunluk dönemi eseri armağan etmiş aslında okuyucuya. Yazar susmuş, kitabı konuşmuş usulca.

Her bölümün başında şiir tadında anlatılan  boğaz manzaraları yer alıyor. Atilla Birkiye’nin babasından yadigar ahşap masasına oturup görüp de yazdığı manzaralar. Değişen mevsimlerde, günden geceye dönen saatlerde,  dolunaylarda, fecirde, karşı yakadaki evlerin camlarında meşaleler  yakan güzelim gün batımlarında, kimi zaman bir vapura yüklenmiş özlemiyle, kimi zaman bir martının çığlığındaki müziğiyle, bazen bir köpeğin tek başına kafa tutan kimsesizliğiyle  anlatılan boğaz manzaraları. Sizi bir şiir içinde miyim diye düşündüren anlatımlar, onlar.

Birkiye’nin yazımının bir buçuk yıl sürdüğü kitabında duygu durumuna ev sahipliği yapan “aşk ile  aşksızlık”, İstanbul’un iki kültürel mirası   “doğu ile batı”, yazarın değişken mavi dediği, kurşuni siyahlardan alaca mavilere tanıklık eden “geceyle gündüz” ve romantizmle gerçekçilik kadar hem yakın hem de uzak olan “dünle bugün”  tüm kitabın “tematik meseleleri”, biraz da  paradigmalarını oluşturuyor. Kitabın kavramsal çerçevesi içinde anlatılan ve anlatıcı ile kurduğumuz düşünsel bağ bu temalarla beslenirken, naif ve çocuksu anlatımın, yer yer hüzne dönüşmesi ve kimi zaman da bizi gülümsetecek denli esprilerle dolu olması duygusal bağ kurmamızı sağlıyor. Denemenin kendisine sağladığı özgürlük alanını sonuna kadar kullanıyor Birkiye.

Kitap 12 bölümden oluşuyor. En sonuna her bölümle ilgili açıklamaların yer aldığı ArdındakilerBölümü eklenmiş. Biraz da meraklı okuyucular için hazırlanan Ardındakiler’de, ilgili bölümde kendisinden şair olarak bahsedilen  kişinin adı, o ünlü lokantanın hangisi olduğu, sözü edilen şiirin tamamı, bir şarkının sözleri, bahsi geçen eserin adı yer alıyor. Atilla Birkiye’nin İstanbulu’nun dipnotları onlar.

Gökten üç elma düşmüş. Biz okuyucularİstanbul’da Mavi Tereddüt’ü bitirip de, başucumuzdaki diğer kitapların arasına koyduğumuzda gökten üç elma düştü. Biri bu kitabı yazması için Atilla Birkiye’ye esin kaynağı olan Nermi Uygur ve onun Bunalımdan Yaşama Kültürü eserine, biri Atilla’yı kendi İstanbulu’nu anlatması için teşvik eden Adnan Özer’e ve son elma da biz okuyuculara. 

Yazara ne mi kaldı?

Yalnızlık.



 

 (Cumhuriyet Kitap, 13 Haziran 2013)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş