İstanbul'dan Uzakta Hayal

İSTANBUL’DAN UZAKTA HAYAL

 

beyaz kanatlı hayal seninkisi pencere önünden süzülüyor gecede deniz sessiz ışıltılı bir tüy esintiyle odama giriyor yalnızlık saati

ruhum diyorsun ruhum seninle ruhun bir tüymüşçesine benimle uzakta da olsan gülümsemen biliyorum ki sevgi ile hüzün birlikte

sesini duyuyorum yıllar sonra telefon bazen çok işe yaramıyor mu

insan görmese de dokunmasa ne hikmetse yoğun öpüşme isteği

istanbuldan bir çıkabilsem ki çantamı toplasam kitaplar da içinde

sâkin kumsalda denize girsek seninle yaz çok sıcak el ele serin kıyıda

ege bu kimilerinin tersine dişil imge bence kadının gülümsemesi

boğazdan uzak nasıl kalırım yokken ya mavi dönerse kahverengine

anlayacağın görkemli kentimde bir kulede hem de gönüllü kollama

açıkça sen gelsen diyorum hayallerini bavuluna koyup yanına alsan

onca zaman kim bilir anılar olaylar da hayallerin geçmiş umudunda

sanki telefonda öpüyorum teknoloji henüz bu işe yaramıyor ne yazık

sesin yıllar öncesi sevgi ama en çok hevesli dudakları anımsıyorum

diyorsun işten çıkıp biraz sonra deniz kıyısında bir kadeh şarapla hayallere dalarak boğazda sen yanımda başımı mavi sulara koyarak

imreniyorum doğrusu deniz kıyısı bir kadeh şarap sen anılar birlikte

grileşen maviliğe bakarak akşamüstü serinliğinde ben de içmeliyim

henüz karanlık yeryüzüne düşmemişken ve her yer bizim mavinin koyulaşan tonlarındayken buradan sana da kadeh kaldırıyorum

âşık üniversiteli kız peşim sıra sırtında çanta romanlar şiirler içinde

eril bir şeyler var tuhaf gurur çıkartıyor insan kendine utanmadan

yıllar geçmiş istanbuldan çok uzaktaysan da hayallerin yanında

dünyanın sonundaki bir fener yüzünün belleğimde kalan ilk ışığı

belki büyük yalan hayranlık şarkısı durmadan söylediğim kent için hasret yüklü uzaklara gitmemek kimseye değil kendime söylediğim sen gelsen diyorum biliyorum iş güç küçük bir oğlan okul çağı hem

sana âşık sana tutkun yaşlar dert etme boşanmak bazen sağlıklıdır

hayat bir kez yaşanıyor bir ikincisi yok cennet var ama bu dünyada

kıskançlık da doğrusu yakışırdı oysa kalbimde olan yalnızca şuydu yüzündeki bakışımlı gülümseme ki sevgi hüzün keder coşku birlikte yıllar sonra inanır mısın yine aynı arzuyu duyuyorum kulaklarımla duyuyorum diyorum çünkü telefondasın ya uzaktan konuşuyorsun

belki daha fazlasıdır biliyorum sen hâlâ bozulmamış bir demet sevgi

tüy masamın üstünde hayalin ne güzelmiş kanat takıp buraya geldi gece karanlıktı ancak ben hayalinin bembeyaz kanatlarını gördüm

pencerem açıktı içeri girdi gece kendini sırlara verdi şimdi gündüz sıcak bir gün boğazda ama tüm hayallere açık tüm kanat çırpışlara

ki bir martı mavi sulara doğru süzülüyor hayal mi motorlar geçiyor

bir vapur dumanını bırakarak iskeye yanaşıyorken ötekisi ayrıldı yolcusuyla ardında beyaz köpüğü kumrular sabah ne çok guruldadı

kırılmıştın biliyorum hayallerini yüzüstü bırakıp uçtum özgürlüğe

huzuru kollarının arasına alıp gözlerini kapardın derin etkilenmeydi

heyecanlanırdın aşk rastlantı mı değil mi merakla soran bakışların

sanki yanıtı bulmuş gibi susardın yine kucağında mı huzur istediğin

okumak bir yana sarılmayı severdin bizi âşık eden muhteşem roman

büyük istanbul aşkı zaten insan bu kente âşık olmaz mı ya da burada şimdi boğaz ışıklı siyahî lacivert sevmesem de köprünün rengi mavi gündüzden kalma tam iyi geceler derken kırmızıya döndü aşk rengi

boğaz böylesine muhteşem olunca bir türlü bırakıp gidemiyorum

yoksa sana mı gelemiyorum ama her istanbul ayrılışı içim bir tuhaf kaç yıl geçti yine eskisi gibi hani hep etrafa coşku sevinç umut saçan

affetsen de beni acıtan derin yara hiç mi istanbula yolun düşmüyor

hani arada sırada ne bileyim iki üç ayda bir belki biraz az belki fazla

ne var ne yok diye rakı balık roka belki güzellik yerinde mi bakmaya

son zamanlarda yazdıklarım tam anlamıyla şehirle dolup taşıyor öncekiler de dolup taşar ama istanbul giderek çok kalabalıklaşıyor bozuluyor inşaat alanı çirkin yapılar yükselen tuhaf gökdelenlerle

daha neler anlatabilirim sana yine de hani birazcık devekuşu örneği

mavinin aşkıyla yaşıyoruz tüymüşçesine istanbulda senin tüyün bu

şimdi sabah hayalim oldu telefonundan sonra hayalin keşke yok da

bir bakmışsın zaman geçivermiş vapurlarla martılarla pırıl pırıl gün sıcak ama özgürlük dolu bir mavi karşımda köpükler ise sevinç rengi

sözcüklerimi sana gönderiyorum bakıp bakıp anımsa diye istanbulu

okuyarak içini doldur cazibeli şehrimle sevinç rengi köpüklerle ıslan özgürlük dolu mavide kaybol eskiyi hatırla sana sarıldığım ilk ânı

keşke ah keşke biliyorum sözcükler ve ben elimizden geldiğince anlatmaya çalışsak da boğazın şu rüzgârlı haziran hâlini boşuna

kendisi anlatabilir gerçeği ki o da tanımsız bir mavi doğanın saf şiiri rüzgârlı sulara dalıp kalmışken bir de gençleşiyor muyum sayende

coşku seli içimde şu ân hem bakarken hem yazarken

geçmişle iç içe çok kırdım biliyorum o geçmiş günlere gidiyorum keşke ah keşke

ayıpla beni ataerkil eril nasıl tanımlarsan öyle yıllar çabuk geçiyor

yine heyecanlandıysan yazdıklarımla söylediklerimle hep istanbul

huzura sımsıkı sarılsak birlikte köprünün renkleri dönüşüyor yine

mavi sarı yeşil kırmızı bir ışık demet senin iç dünyan bu rengârenk

motorlar vapurlar saray camiler üsküdar yeni gün yeni umut belki

küçük mutluklar var mı eskisi gibi pervazda bir çift kumru yeterli

âşıktın istanbula nasıl oldu da neden ben miyim şimdi çok uzaklarda

bu kenti yazmaya doyamıyorum ne çok tekrarlıyorum kendimi

ama martılar mavi denizin izi köpükler o kadar muhteşemler ki

hele de birkaç gün sonra çıkacak ay önce hilal dahası dolunayken

çamlıca tepelerinin ardından sarı bir top birden eh gel de yazma

gel de kanat takıp özgürlüğe uçma serin maviden yazsam sana

kalbin dayanır mı gelsem yanına gelebilsem kalbim yine dayanır mı

derken tam önümde süzülerek ve ardında beyaz köpük bırakarak gidiveriyor vapur bu şehirhatları eskilerden çıkıp gitti görüntüden

beyaz köpüğü denize uzunca bir iz imza neyse rüzgâr yine başladı

mavi ise her zamanki yaz mavisi ben onun adını aşk mavisi koydum karşımda kınalıada ne çok tekrarlıyorum kendimi tekrar denesek mi yıldızların altında şarkı söylesek mi o taşlık yoksa da kalbimiz bizde

hayatınızdaki kadın ne kadar şanslı demiştin tanıştığımızda cesur kız

hayatımda bir kadın yoktu şimdi de aşksızlıktan değil mi her sıkıntı

biliyorum keşke yok yine de içimden geçiyor keşke ah keşke gel de

bir yerlerde oturup güneşin batışını kahveyle yudumlarız gün sonu

ardından bir meyhane bildik mekân olmalı enfes mezeler balık rakı gece yaklaşınca romantik şarkılar eskiden dinlediğimiz yine birlikte

kırmızıya dönüyor köprünün ışığı tutku rengi hevesli dudakların

birden boğaz da sessizleşti biraz önce aman ne şamata gezi tekneleri gürültü ki çok rahatsız edici yazın pencere açık bir tüy giriyor içeri

yine de kulaklarımı sıkı sıkı kapayıp ama sonuna kadar gözlerim açık koyu maviliğe uçma hissi demiştin ruhumda yanında olma isteği

keşke olsan bunu kaç kez dediysem de ruhunun isteği çok incelikli

beyaz tüymüşçesine geliverdi boğazın koyu mavi semalarına ruhun

sabah da mavi öğlen de mavi her yer mavi bir şairden el alıp diyelim insan istanbulda doğmuşsa kendini şehrin bir varlığı hissediyorsa her şeyi mavi görüyor ben de öyle görüyorum hayalin hep aynı odama geldi karanlıktı ama bembeyaz geniş kanatlarını gördüm pencerem açıktı içeri girdi gece kendini sırlara verdi şimdi akşam

üsküdarın camları yanıyor güneş batıyor kızıllık aşka çağırıyor yanarak boğaz derinliğine doğru uzanıyor kuzguncuk beylerbeyi

sular sâkin bulutlar da hafiften kızarıyor güneş birazdan batacak

eski kentten belki pierre lotiden bir öğlen seninle haliçe bakmıştık

beyaz vapur bu eskilerden şehirhatları iskeleye usulca yanaşıyor

martı gibi süzülüyor mavide vapurlar martıları imliyor istanbulda

beyaz köpüğe dalmış da gözlerim kızıl camlar teker teker sönerken

şimdi düş kent kendi kendine aşk olmuyor yalnızlık çok çekici de

anlatınca değişmemiş hayalini eski bir rastlantı anımsatıyor kendini

 

                        25 Haziran-9 Temmuz 2012, Kabataş, Boğaz


(Yokluğuna Başkaldırı Aşk, Özgür yay. 2015)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş