İstanbul'un şu boş günlerinde: "Gümüş Büfe"

GÜMÜŞ BÜFE

 

Salacak, aslında Boğaz kapısının Anadolu kanadıdır bir bakıma ve günbatımı buradan izlenmeli. Kış yaz, bahar, hele o ışıkların kırıldığı sonbahar, kesinlikle gitmeli, güneş batarken eski İstanbul üstünden o çarpıcı görüntüyü mavi serinle birlikte içine çekmeli.

Üsküdar’da deniz kıyısındaki Şemsi Paşa Camisi’nden itibaren  Harem’e doğru beton bir “rıhtım” uzanıyor. Şemsi Paşa, Murat Belge’nin deyimiyle Mimar Sinan’ın küçük çaplı bir mücevheridir (İstanbul Rehberi); yalınlığın estetiği, büyük sanatçı olmak bu demek. Arkasında tuhaf binalar, yanı başında son yılların kıyılara dikilen anlamsız, çirkin radar kulesi. Ayrıca hemen dibinde bir türlü bitmeyen inşaat sahası! Yine şikâyete başladım ancak İstanbul bu, insan söylenmeden yapamıyor, böylesine bir güzellik nasıl bu kadar hemen hemen her semtte çirkinleştirilir! Şemsi Paşa Camisi’nin çevresi gibi. Neyse siz buluşma saatini ve yerini unutmayın!

Gençliğimizde kayaların içinde küçük bir çay ocağı vardı, alçak tabureler, küçük masalar vb. Balıkçı barınağı biraz ilerde, eski haliyle duruyor. Öyle etkileyici ki görüntüsü, kayaların üstünde, hani şu hırçın dalgalardan korunsun diye yığılan kayaların üstünde ağaçlar, yeşillik bitmiş yıllar içinde. Kayaların üstüne toprak atılmış ve o toprakta hayat akıp gitmiş; sanki Turgut Uyar’ın bir dizesi: “ille kayayı delen incir,”…

Camiden sonra beton rıhtımda, iki büyükçe çay bahçesinin ilerisinde aralıklı olarak büfeler var. Sıra sıra birbirini izliyor. Aslında bunlar küçük “çay bahçeleri”. Önlerindeki deniz kıyısındaki küçük beton şeride minderlerden bir oturma çıkıntısı yapılmış. Basit ve oldukça turistlik bu minderler!

En sonuncusunun yani Harem’e doğru yaklaştığınızdaki son büfenin adı Gümüş Büfe’ymiş. Biraz daha ilerisinde yukarıda sözünü ettiğim balıkçı barınağı. Bu büfenin deniz kıyısındaki yeri çok küçük. Minderler yine “öyle” ama tam Kız Kulesi’nin karşısında. Zaten Kule’ye kalkan motor iskelesi de hemen yanında. Kız Kulesi bu haliyle de güzel!

Güneş batmadan önce orada olmalısınız; yaz, bahar değilse kalın giyinmelisiniz, rüzgâra açıktır ne var ki çay içinizi ısıtacaktır. Klasik büfe yiyecek içeceklerinin yanı sıra çay-kahve servisi de var, rüzgâr lodossa dikkat etmeli insan, dalgaların ıslaklığı üstünüzde, denizin tuzu dudaklarınızdadır; bunların belki de hiçbir önemi yoktur. O buluşmaya hepsi değer ve karşıdaki tabloda görkemli yapılar dizilmiştir; Sultanahmet Camisi, Ayasofya, Topkapı Sarayı, sağa doğru Galata Kulesi ancak başınızı daha sağa çevirmeyin çünkü  çok sağda İstanbul’un gökdelenleri görülür!

Haliç’in içeriye doğru çekilişini de izleyin, belki, el ele diz dize sevgilinizle, güneş kızıl bir top, eski İstanbul’un üstünde; yarısı gitti… birazdan koyu bir kızıl şerit, en eski semtlerinden Eyüp’ün tepelerinde…

 

(İstanbul’da Âşıklar İçin Buluşma Yerleri, Özgür yay. 2010.)

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş