İSTİKLAL KİTABEVİ

İstiklal Kitabevi

 

Taksim tarafından gelirken İstiklal Caddesi’nin baş taraflarında solda. Bir kitabevi, buluşmak için çok anlamlı ve de çok ilginçtir.  Rafların arasında dolanırsınız; buluşma heyecanı sarar sizi… kitapları tek tek alıp, sayfalarını karıştırıp, şöyle bir göz atıp... yüreğiniz kabarıyorsa, hiç önemi yoktur elinizdeki kitabın hangisinin olduğu…

Ya da heyecanınızı kitaplarla giderirsiniz; bir-iki yeni çıkmış kitap alırsınız. Kim bilir unutulmuş bir yazarın aşk denemeleri aradan elinize gelmiştir. Duruma uygundur, sanki “beni al” diye raftan fırlamıştır; ah, denemenin aşk ile akrabalığı…

Her girdiğimde İstiklal Kitabevi’ne, sağ olsun çalışanlar çok sıcak karşılar. Kitapların arasında gezmek insana her zaman huzur verir, bana verir, inanın size de verecektir; hele beklenen sevgiliyse!

Öğrencilerime anlattığım ve sonrasında da devam etmelerini istediğim bir “rastlantı öyküsü” vardır:

 

Sabah evden çıkıyorum, o sıralar Akademi İstanbul’da ders veriyorum ve o zamanlar şimdiki gibi kalabalık değil İstiklal Caddesi; yıllar da oldu hani. Seviyorum yürümesini, hareket başlamış ama tenha, sabahın dokuzu, dokuz buçuğu diyelim ve yağmurlu bir gün; yağmur dinmiş ama taşlar ıslak, küçük küçük yağmur birikintisi…

Bir kafeye gideceğim, bu genellikle Kaktüs olur, bir kahve içeceğim, o zamanlar ilk kahve ikramdı, böyle bir gelenekti işte, şimdi  de öyle mi, ne zamandır sabah erken çıkmıyorum.

Caddeye giriyorum, yürüyorum, İstiklal Kitabevi’ne bir uğrarım, şöyle sabah sabah kitaplara bir bakarım, yeni yayınları öğrenirim; yolun solundan gidiyorum, Taksim yönünden caddeye girdiğinizde kitabevi solda kalır. Kitabevi’ne yaklaşıyorum, sağ tarafımda yani İstiklal Caddesi’nin sağında, son derece güzel, alımlı ve çekici genç bir kadın yürüyor, gördüğüm ândan itibaren gözlerimi alamıyorum. Aklıma bir Fransız filmi geliyor; sanırım Türkçe’si “Kadınları Seven Adam”dı.

Son derece çapkın bir adam anlatılır filmde. Film mezarlık sahnesiyle başlar, yüzlerce kadın bir canazenin peşindedir. Sonra o kadınların bir kısmını ileriki sahnelerde görürüz. Adamın birlikte olduğu kadınlardır bunlar. Aslında adam çirkindir. Mesele de budur zaten, çirkin ve kadınların “hayır” diyemediği bir erkek. Filmin başından beri peşinde olduğu bir kadını sonunda ikna etmiş onunla buluşmaya, dahası amacı olan sevişmeye giderken yürüdüğü caddenin karşı kaldırımından geçen mini eteğinin altında olağanüstü güzel bacakları olan başka bir kadını belli belirsiz görür. Ancak trafik, kalabalık tam olarak görmesini engeller; görmek için yola doğru çıkar, derken bir araba çarpar ve ölür. Baştaki mezarlık sahnesiyle film biter.

Neyse ki adamın ne fiziği ne de çapkınlığıyla benzerliğim var; ama o filmin şeritleri geçiyor gözümün önünden. Gözlerim karşı taraftaki kadına takılmışken, birdenbire birine çarpıyorum, ah rastlantı, hayat ne garip! Hoş bir kadın, zaten birine çarpmanın getirdiği şaşkınlık ve utanca, onun güzelliğini fark ettiğimde ne yapacağımı bilemez ama sanki biraz da memnun olmuş bir hal ekleniyor. İnsan zihni ne hızlı çalışıyor!

Binlerce özür; neyse ki kadın anlayışlı, önemli olmadığını söylüyor, elindeki poşet düşmüş, içinden bir kitap dışarı çıkmış, inanılacak gibi değil, o zaman yeni yayınlanmış kendi kitabımı görüyorum, şaşkınlığım biraz daha artıyor. Gerisi zamanın hızı, hem de çok hızlı geçtiği ânlar; şaşkınlık giderek artıyor.

Kadın beni tanıdığını söylüyor, binlerce özür dilemenin dışında nihayet kendimi affettirmek için kadına, bir çay kahve ikramı önerisinde bulunabiliyorum; kabul ediyor, en yakın mekân Kitabevi’nin ikinci katındaki kafe. Şimdi artık orası kafe değil. Eskiden imza günlerim orada olurdu; caddenin en merkezi yerlerinden birinde olduğu için sağ olsun okurlar, arkadaşlar, öğrencilerim, yakınlarım gelip beni onurlandırırdı.

Kafeye çıkıyoruz, kahvelerimizi söylüyoruz, sabahın sade Türk kahvesi, kahvaltıdan sonra son derece haz verir, mucizevi rastlantısal bir buluşmayla birlikte…        

 

Yukarıdaki “öykü”nün kurgusal olduğunu belirtmeliyim. İstiklal Kitabevi’ni size bir buluşma noktası olarak önerdikten sonra, gezinin son durağına geçiyorum. Kim bilir, tek başınıza gelip “kurgu”yu değil gerçek bir “rastlantı buluşması”nı da yaşayabilirsiniz!

 

 

(İstanbul’da Âşıklar İçin Buluşma Yerleri, Özgür yay. 2010.)

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş