Kalp Ağrısına Bir Deneme

KALP AĞRISINA BİR DENEME

 

 

Kesin çizgiler koymak çok da gerçekçi durmuyor günümüzde ama yine de –daha önce de yazdığım gibi– bizde modern roman Halid Ziya Uşaklıgil’den Selim İleri’ye uzanır. Özellikle de Bihter karakterinin ele alınışı; çatışmaları, değişim evreleri ve tüm bu özelliklerin romanın seyrini “belirlemesi” bakımından Aşk-ı Memnu’yu modern romanımızın “başlangıcı” olarak görebiliriz. Daha öncesi yok mudur? Vardır belki. Mavi ve Siyahvardır; başka romancılar vardır. Her şeye karşın bana sorarsanız, Aşk-ı Memnu yeni bir devir açar; o da modern romandır.

Bu süreç Selim İleri romancılığına kadar uzanır; Selim İleri –“klasik” anlamdaki– modern romanımızın bana göre “sonu”dur. Bu İleri’den sonraki romancıların önceki dönemle ilişiği olmadığı anlamına gelmez. Benzer şekilde, İleri’den önceki romancıların da verimleri sürmektedir pekâlâ.

Yukarıdaki modern romanımızın sürüvenine ilişkin “tez”im, edebiyat tarihi, estetik, eleştiri, edebiyatbilimi gibi alanların ışığındaki bir “tez” olmaktan çok, sezgisel bir ileri sürüştür/görüştür. Gerçi, bu alanların argümanlarıyla da değerlendirdiğimizde “benzer” bir “sonuca” ulaşma olasılığımız vardır ama; bunu yine de sanatsal sezgi; sanatçı, yaratıcı sezgisi olarak tanımlayalım.

 

 

DORUK ANLATICI

 

Selim İleri son romanı Yarın Yapayalnız’da* kırık bir kalbi, yalnızlaşmış, gerek mesleki, gerek sosyal gerekse de “ahlak” açısından yalnızlaşmış bir sopranonun kırık kalbini anlatıyor. Bana göre de –yukarıdaki– modern roman sürecinde, bu romanın  “anlatıcısı” hem kendisinin (İleri) hem romanımızın doruklarından biridir…

 

[Burada ister istemez bir başka doruk anlatıcından söz etmek gerekir: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanındaki “anlatıcı”dan. (Bu, yaygın kanıya göre Tanpınar’ın kendisidir ama) o romanda, bilge, filozof, inceliklerle dolu, zaman zaman, başkahramanı Mümtaz’a “dönüşen” (geçişen); ve “sohbeti”ne kolay kolay doyulmayacak şiirli bir söylemi olan “dramatik anlatıcı” vardır. Zaten Gürpınar gibi, Uşaklıgil gibi, Tanpınar gibi romancıların bayrağını devralmak Selim İleri’den başka hangi romancıya bu kadar çok yakışır/uygun düşer!]

 

Modern romanımızın başlangıcındaki tanrı-yazar ya da tanrı-anlatıcı, Yarın Yapayalnız’da birinci tekil şahıstan yazar anlatıcıya kadar gelmiş (bu başka metinlerde yok anlamında değil). Buradaki zaman zaman “olay”ın içine giren yazar anlatıcı, aynı zamanda romanın da yazarıdır. Ama bir başka anlatıcı daha vardır ki o da romanın ana karakteri olan Handan Sarp’tır. Roman boyunca kendisiyle didişir, itişir, sancılar içinde kıvranır; iç ve dış çatışmalarla yaşar.

Artık diva’lıktan uzaklamış Handan Sarp, sevgilisinden ayrılığın, kalp acılarının içerili olduğu adına sayıklamalar dediği notlarını bir roman yazmak için Selim İleri’ye verir. Ayrılığın acılı, hüzünlü aryasıdır bir bakıma bu notlar. Selim İleri de hayran olduğu bu sopranonun notlarını ve kendisiyle söyleşilerini bize (okura, okuyana)  aktarır; dolayısıyla roman zamanı da bu sürece yayılmış olur.

Anlatıcı Selim İleri’dir ama metin içindeki dönüşüm karşımıza ikinci bir anlatıcıyı Handan Sarp’ı çıkarır. İleri’nin ağızından (kaleminden) de olsa, ikinci bir anlatıcı çıkar karşımıza; böylece iç içe geçmiş iki anlatıcı vardır metinde: biri erkek, Selim İleri (gerçek ama kurgu olmadığını kim söyleyebilir) öteki bir kadın, Handan Sarp (kurgu ama gerçek olmadığını kim söyleyebilir).

Anlatıcı Selim İleri’ye gelince, öncelikle romanın yazarıdır ancak; aynı zamanda da –ki benim okumamda bu daha önemli olmuştu– romanın anlatıcısıdır. Yani, Selim İleri’yi hem bildiğimiz günümüz yazarlarından “Selim İleri” olarak da algılayabiliriz hem de şu şu kitapların yazarı “Selim İleri” adlı bir yazar olarak da algılayabiliriz.

Romanın yazarı (Selim İleri), Selim İleri ile ilgili bazı ipuçları vermekle birlikte (bazı şaşırtmacalar da vardır), benim için “şu şu kitapların yazarı Selim İleri” anlatıcı olarak daha geçerlidir/caziptir. Öte yandan romanda yukarıda sözünü ettiğim iç içe geçmiş iki anlatıcının söyledikleri (bölümleri) yazar tarafından (işte bu “gerçek” Selim İleri) yazısal ayırmalarla da verilmiştir: İtalik yazım, dipnot, parantez içi vb.

 

 

AYRILIK ACISI

 

Denemem romanın bütünlüğünden çok Handan Sarp’a ilişkin. Çünkü baştan bir “deneme” yazmaya karar vermiştim. Kuşkusuz ki bunun da nedenleri var ama özünde kişisel bir seçim (üstelik bunca zaman sonra yazabildim). Ne var ki bu romandaki anlatıcı olarak böylesine bir aşkınlıktan söz etmeden de geçemezdim. Zaten Handan Sarp’tan söz edeceksem ister istemez anlatıcı “kimlik”ine de girecektim.

Selim İleri’nin, romanın örgüsünde karşımıza çıkan –başka yazarlara ve kendi yapıtlarına ilişkin– metinsel göndermelerin; kahramanla birinci elden ilgili operaya, tiyatroya ilişkin göndermelerin; İstanbul değerlerine, yaşam biçimine ilişkin nostaljik göndermelerin varlığından ve bunların roman örgüsüyle olan tutarlığından ve estetik durumundan söz ederek Handan Sarp’e geçelim.

Ama daha önce yukarıdaki paragrafta söylediğim metinsel göndermelere ilişkin bir özelliği de kısaca belirtmeliyim. Birçok yerli-yabancı metinsel göndermenin yanı sıra Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanına ilişkin gönderme romana çok farklı bir boyut kazandırıyor (metinlerarası ilişki; diyaloji). Her şeyden önce İleri bir metinsel göndermenin üstünde Çalıkuşu romanını, Feride-Munise ilişkisini yeniden okuyor (üretiyor). Bu okuma romanda da çok açık bir biçimde görüleceği gibi, lezbiyen bir ilişkiyi, dahası “ensest” bir ilişkiyi de imliyor: şehvet ile şefkatin iç içeliği. Bu yeni okumayı, Yarın Yapayalnız’daki Handan Sarp ile genç sevgilisi Elem ilişkisinin koşutu/benzeri/özdeşi olarak da görüyoruz.

Her ne kadar romanda Feride ile Handan Sarp arasında bir koşutluk (benzerlik) varsa da; bu, Handan Sarp’ın çok sevdiği ve hayal edip bir türlü operasını gerçekleştiremediği Çalıkuşu tasarısı ve Elem ile Munise’yi özdeşleştirmesiyle pekişiyorsa da; kendi “okuma”mda –Handan Sarp’ın– Aşk-ı Memnu’nun Bihter’iyle benzerliği/koşutluğu olduğu kanısındayım. İster sezgisel diyelim ister öznel (kişisel)…

 

 

BİHTER İLE BENZERLİK

 

Handan Sarp da Bihter gibi yasak bir aşk yaşar. Genç terzi Elem ile yaşadığı aşk toplumun asla hoşgörmeyeceği bir aşktır. Birkaç yakın arkadaşının dışında tüm çevreden saklanır; saklanmak zorundadır. Handan Sarp, daha önce erkeklerle de olmuştur ama ya onu “tüketmişlerdir” ya da  Elem’in verdiği hazzı verememişlerdir. Elem yeni bir sayfadır; ve ona gururunu ayaklar altına alacak kadar âşık olur. Bu anlamda Bihter’e benzemektedir. Bihter de “mutlu” olmak, aşkı tatmak ister. Onunki de yasak aşktır. Handan’ınki lezbiyen bir ilişkiyken Bihter’inki, evli bir kadının kocasının yeğeniyle birlikte olmasıdır. Her ikisi de toplum tarafından yasaklanmış bir ilişkiye girmiştir.

İnsanların gözünde durum “kötü”dür. Ahlak açısından, örf adet açısından, hatta yasalar açısından da “yasak”tır. Her iki roman kahramanı yasakları hiçe sayar, tehlikeyi göze alır. Kuşkusuz ki Bihter ile Handan Sarp arasındaki en büyük ayrım aşkın sonundadır. Yani Bihter gerçeğin ortaya çıkacağını anladığında –ki aşk bitmiş, Behlül onu yüzüstü bırakmış, gururu ayaklar altındadır– intihar eder. Handan Sarp da ayrılıktan sonra intihar etmeyi denemiştir ama yüzüne gözüne bulaştırmıştır.

[O tuttuğu notlarını ve anılarını Selim İleri’ye bir roman yazması için aktarır. Roman Handan Sarp’ın kalp ağrısıdır; onun çektiği acılar, çatışmalar –tabii ki Selim İleri’nin hünerli kalemiyle– anlatıcımızı doruğa çıkarır. Şöyle de düşünebiliriz, iki romanın arasında yüz yıl olması, iki ayrı yaratıcının olması, Bihter ile Handan Sarp karakterlerinin sonunun belirleyici etmenleridir; ama olmayabilirdi de.]

Behlül, Bihter’i bıraktıktan sonra kuzeni Nihal’e “âşık” olmuş; onunla nişanlanacaktır. Elem de Handan Sarp’tan ayrıldıktan sonra bir “adam” ile evlenecektir. Bihter’de terk edilmiş kalbi kırık bir kadını görürüz. Bihter, kimilerin dediği gibi düşük bir kadın değil, acılar içinde yanan, terk edilmiş, gururu çiğnenmiş âşık bir kadındır (Handan Sarp gibi). Bihter’i “düşük bir kadın” olarak okumak bence olduğu gibi ahlaki bir bakıştır ve metne zarar verir (toplumun gözünde olabilir, o başka; ama metin çözümlemesinde böyle bir tanımı olmamalıdır bana göre). Kocası Adnan’da, dünyanın en iyi insanı da olsa aradığını (aşkı) bulamamıştır. Bu, Bihter’in kocasını aldatması için haklı bir gerekçe olmamakla birlikte, onu düşük bir kadın da yapmaz.

Çünkü aşk öylesine coşkun akan bir ırmaktır ki önüne ne alırsa götürecektir. Yasak masak dinlemeyecektir doğal olarak; dinlememelidir de… Ama Bihter’in de Handan Sarp’ın da aşkı, yaşamları, yani sonrası trajiktir.

Handan Sarp da, Bihter’in Behlül ile olma “biçim”iyle yakınlık kuracak olursak, diyebiliriz ki cinsellik açısından (başka açılardan da) erkeklerde aradığını bulamamıştır. Elem, farklı bir sınıftan olsa da, zaman zaman onu küçümsese de, onun çevresi ve yaşama biçimiyle alay etse de ona delicesine âşık olmuştur. “Haz”zı tatmış; belki de kendi yaşam “gerçeğine”, “güzel-olan”a ulaşmıştır. Yaşamanın varlıksal nedenini bulmuştur. Üstelik Bihter’inki gibi yasak bir aşktır; ve Bihter gibi terk edilecektir.

Bihter ile Handan Sarp bana göre birbirlerine çok benziyorlar. Bu artık Selim İleri’nin bilinçdışı mı, yoksa benim okumalarımın bilinçdışı mı, bilemiyorum. Bunun psikanalatik kararını uzmanlar, sezgisel kararını da okur versin.

 

 

 

“KLASİK DÖNEM”İN SONU

 

Behlül çekip gider, Bihter arkasında sayfalarca doldurulmuş acılar, anılar bırakmaz; ancak o yılan gibi uzanan soğuk namluyu kanayan kalbinin üstüne getirir ve tetiği çeker.

 Handan Sarp intihar edemez, beceremez; sayfalarca yazar (sayıklamalar), saatlerce anlatır; Selim İleri bunu romanlaştırır. Ama Handan Sarp belki intihar etse sorunlarını/acılarını/kalp ağrılarını bitirmiş olacaktı; ne yazık ki o artık, “her gün intihar edenler”in arasındadır.

Halid Ziya Uşaklıgil’den, onun Aşk-ı Memnu’sundan günümüze gelen modern roman, –özellikle de anlatıcı kimliğiyle– Selim İleri’nin Yarın Yapayalnız’ı ile “klasik dönemini” tamamlar. Bu Bihter’den Handan Sarp’a uzanan hüzünlü bir şarkı; kırık kalplerin öyküsü; benzersiz kalp ağrılarıdır.

 

*Doğan Kitap yay. 4 basım, Mayıs 2004.

 

 

(2005, Roman'tik Bir Yolculuk, Plan b yay.)

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş