"Kirli Ağustos"

 

“KİRLİ AĞUSTOS”

 

Sıcak bir Ağustos esiyor. Yeryüzü toz toprak; güneş beynimin içinde, bir ekvator şarkısı söylüyor. Bunalmışım masanın başında. Masa da yıllardır yazdığım masa.

Haydi, anımsa, Cansever’in şu dizelerini:

 

Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu.

 

Sıkılmışım. Hayatı çok ciddiye almışım; ya da kim bilir belki de hayat beni çok ciddiye almıyordur. Kısacası her zamanki gibi bir kirli ağustos gecesiydi, dün gece. Evime girdim, bir otele bir hırsızın girdiği gibi...

Şimdi bir rüzgâr esiyor işte. Bir esin kaynağı; her şeyi değiştirebilir. Umutsuzluğumu umuda dönüştürebilir: gizli bir aşk, kim bilir, belki yaşanabilir.

Alt kattaki komşu bahçeyi suluyor, serinliyor masamın sayfaları; şiir ile düzyazıyı karıştırıyorum artık, uzak kalınca aşktan. Ama gizli aşkım yalnızlığımda...

Sana yazıldığını hiç bilemeyeceğin bir şiir yazıyorum, şiir elden ele dolaşıyor, ama kimse okuyamıyor, sonunda şiir bir yerçekimli karanfil oluveriyor. Bu kez karanfil elden ele dolaşıyor, gökkuşağının yedi rengine dönüşüyor, ama kimse koklayamıyor.

Bir kirli ağustos’ta, avucuma bir şiir alıyorum. Kim bilir belki de bir umudu alıyorum. Her yaşam sevinci bir umut olduğuna göre...

Bir şairi aldığımı sanıyorum avuçlarımın arasına, uçup gidiyor imgeler, açık pencereden mavi gökyüzüne doğru. Aslında bir şairin bir dizesini bile insan alamaz avuçlarına; suyu avuçlasa da...

Bir şairi anıyorum, hani yerleşik bir söylem ama; yaşasaydı yaş yetmiş, bu sıcak tozlu günde okuduğum Edip Cansever’in şiirleri...

Bir şairi, bir yazı anlatamaz, bir şairi bir kitap hiç anlatamaz, hele bir inceleme kitabıysa. Hele hele eleştiri kitabıysa... Bir şairi belki bir şiir anlatabilir: o da yalnızlığını, çağrışımlarla...

Edip’in yetmişinci doğumu, 8 Ağustos cumartesi. Büyük bir rastlantı mı? Aziz Çalışlar’ın doğumu da aynı gün. Şair Abdülkadir Bulut’un ölümü de... Aziz yaşasaydı elli altı, Abdülkadir ise, elli beş olacaktı.

Biri hastalıktan öteki bir kazada öldü; hayat şiire de feslefeye de ihanet etti!

Kimdi bilemiyorum, bir büyüğümüzdü. Görmüş, geçirmiş, şiirler yazmış, tutuklanmış. Anımsayamadım adını. Şöyle demişti: “Aziz’i, ilk Edip’in yanında görmüştüm. Gençten biriydi.” Eylül günleriydi yaşadığımız. Ama, hâkinin egemen olduğu eylül günleriydi:

 

Baylar!

Bin dokuz yüz seksen birdeyiz

Karşınızda eylülün sesi

Ağustos çekildi, eylülün sesi

Birazdan konuşacak

‘Bu dünyada yaşamak cansıkıcı bir şeydir baylar.’

 

Edip Cansever ile hiç karşılaşmadım, kuşkusuz büyük bir kayıp benim için; ama, Aziz’in Edip’e olan sevgisini çok yakın bilirim. Acaba, 8 Ağustos mu nedeni? Kim bilir, daha kimler doğdu, kimler öldü, bu kirli ağustos’un sekizinde...

Gelelim yerçekimli karanfile:

 

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil

Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz sessizce.

 

Bu yazı sana yazılmadı, çünkü sen gizli ve yasak aşkımsın, seninkisi hiç kimsenin okuyamadığı bir şiir elden ele dolaşan ve bir gökkuşağına dönüşmeden önce bir yerçekimi karanfile dönüşen (bunu da okumayacaksın ya!)...

Bu yazı, büyük bir şairin doğumu için yazıldı; ve senin de tanık olmanı isterdim, gözlerimin önünde yaşanan bir aşka, aşklara, tüm yaşanan aşklara adandı.

Kim bilir, 9 Ağustos da başka bir yıldönümdür. Öyleyse, ne mutlu onlara...

 

Başka değil, yokluğu görmek için

Kirli ağustos! gözkapaklarımı da yaktım sonunda.

  

 

(1998; Yaşamın Kendisidir Aşk, Özgür yay. 2008)

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş