Roland Barthes 100 Yaşında

         ROLAND BARTHES 100 YAŞINDA...

         YAZDIKLARIMDAN PARÇALAR:

 

(...)

 

Roland Barthes’ın Ara Olaylar adlı “deneme” kitabını daha önce okumuştum, yıllar önce. Ama hemen hemen hiçbir şey anımsamıyorum. Son zamanlarda bu anımsamama durumu zaman zaman oluyor. Herhalde belleğin dolması (eskimesi), yıllar geçiyor, kim bilir kaç cumartesi yaşadım! (Aslında bulmak güç değil, ancak saymak da pek anlamlı değil!) Sanırım biraz vitamin takviyesi yapmak gerekiyormuş...

Ara Olaylar’ın ikinci basımı Sel Yayınları’ndan Sema Rifat’ın özenli, tertemiz Türkçe’siyle yayınlandı. Ara Olaylar birdenbire okumalarımın “arasına giren” oluyor. (...)

Ara Olaylar, gerçek bir araya giren oluyor, sıkıntılı bir cumartesinde. Hacimli bir kitap değil; bununla birlikte hem yazarı hem çevirmeni okuma hızını kolaylaştırıyor, belli ki...

Ara Olaylar, son derece cesur kaleme alınmış; denemenin sınırlarını zorluyor. Dört metin var: “Güneybatının Işığı”, “Ara Olaylar”, “La Palace’te Bu Akşam...”, “Paris(‘te) Akşam (Buluşma)ları”. Birinci ve üçüncü metinler Barthes’ın sağlığında yayınlanmış, öteki ikisi yayınlanmamış.

“Ara Olaylar”, bir anlamda “izlenim”ler ama her biri birer “izlek”. Fas’ta (1968/69) kaleme aldığı son derece cesur (sarsıcı) kendine ilişkin (özellikle eşcinselliğiyle) “olay”lar; dahası özel yaşamından söz ediyor, genellikle yazılarında/denemelerinde  pek söz etmediğini vurguluyor Sema Rifat ve kitap için şu saptamayı yapıyor:

“Bakış’ın, bakma ve görme’nin ötesinde, şeylerin algılanması düzeyinde etkili olduğunu, ve yine Bakış’ın gerisinde Arzu’nun hep varlığını koruduğunu, uzam ve zamandaki öz(n)el nokta ve anlarda yoğunlaştığını yansıtan metinler bunlar.” (s.7)

Tadımlık olarak “La Palace’te Bu Akşam...” yazısının “giriş”i ya da “başlangıç” mı demeli:

“Eğer içinde insanlar yoksa bir yerin güzelliğiyle ilgilenmenin benim için olanaksız olduğunu itiraf ediyorum (boş müzeleri sevmem ben); buna karşılık bir yüzün, bir siluetin, bir giysinin ilginçliğini keşfetmek için, karşılaşmanın tadını çıkarmak için, bu keşif yerinin de ilginç yanı ve tadı olmasını isterim.” (s.69)

 

Başka Araya Giren/ler

Yıllar süren çalışmalarıyla, Mehmet Rifat da Sema Rifat da bazen birlikte, bazen ayrı ayrı Barthes’ın metinlerini Türkçe’ye büyük emek ve özenle kazandırdı. Sayelerinde yazarın, o düzyazı başyapıtlarını okuduk. Mehmet Rifat’ın yayına hazırladığı, daha önce Kitap-lık dergisinde büyük bir kısmı yayınlanan Roland Barthes: “Yazma Arzusu” da yine Sel Yayınları’ndan çıktı. Barthes’ın altı yazısının çevirisiyle birlikte yerli-yabancı dokuz yazarın onunla ilgili denemesi yer alıyor; özcesi Roland Barthes’ı “konu” edinen bir çalışma. Kitabın başında Barthes’tan bir alıntı: “İnsan arzu ederse yazar, benim de arzularım bitip tükenmez.”

(Bana babamın bir sözünü çağrıştırıyor. Babam, her ne kadar Ahmet Haşim ve Orhan Veli’den dizeler okurduysa da “fen”ciydi, edebiyatla lişkisi yoktu ama kendimi bildim bileli bir başka bağlamda, “Arzuların sonu yoktur,” der dururdu!)

Mehmet Rifat, Varlık’ta tekrar yeni bir “köşe” (Bakış Açısı) açtı: “Bir yanda edebiyatı yaratan varlıklar (yazarlar) ile edebiyat metninin varlıkları (anlatı kişileri), öte yanda bu iki kendiliğe bakan yorumbilimin, göstergebilimin, anlatıbilimin varlıkları (eleştirmenler).” Rifat, “Bakış Açısı işte bu üç varlığı konu edinecek, yorumlayacak...” diyor.  Bu ilk (giriş, açımlayan) yazısında Barthes ile ilgili saptamaları/tanımları var: “Barthes anlattıklarından çok anlatış biçimiyle okurlarını ‘çarpar’; (...) Barthes söylemindeki zenginliğiyle ve göz açıcılığıyla büyüler.”

Ara Olaylar, cumartesi okumalarımın arasına giriyor; kitabı bitirir bitirmez, okuma defterime not düşüyorum. Son cümle: “Bir cumartesi (31 Ocak 2009) günü, son derece kişisel bir sorundan doğan sıkıntı ama ne sıkıntı (!) içindeyken, Barthes daralan içimi genişletiyor; düzyazının doyuruculuğu...”

 

(...)

 

Gönül Kuruluğu

Yine kitaptan: “Annem çok erken öldü, onu hiç tanımadım...” (s.260)

Yalın, kısa, net ama okudukça ve okudukça üzerine konuşabileceğimiz bir tek cümle. Anne! Bence insanın yaşamda sahip olduğu en önemli varlığı (bir diğeri de çocuğu mu?). Zaten o sizi karnında büyütüyor ve dünyaya getiriyor. Erkek çocuklar ile anneleri arasındaki ilişki gerçekten de bir “aşk”! Gerçi kız çocuklarının da özellikle bebeklik dönemlerinde anneleriyle bir tür “Oydipus karmaşası” yaşadıkları ileri sürülür (Freud).

Bir başka büyük yazarın (denemecinin), Roland Barthes’ın Yas Günlüğü (YKY yay.) annesiyle ilişkisine dair kısmen de olsa bize bilgi veriyor. Ama adından da belli “yas” var. Annesinin ölümünden bir gün sonra bu günlüklere başlamış (26 Ekim 1977), –gezilerinde de yazarak– 15 Eylül 1979’a kadar “kısa kısa ama derinlikli” metinler halinde sürdürmüş. Sunuş’tan:

 

“... Standart boyuttaki kâğıtları dörde bölerek hazırladığı ve çalışma masası üzerinde her zaman bir miktar bulundurduğu fişlere mürekkepli kalemle, bazen de kurşun kalemle yazar.” (s. 7)

“Burada okumakta olduğunuz ‘Yas Günlüğü’, yazarı tarafından tamamlanmış bir kitap değil, onun yazmayı arzuladığı bir kitabın varsayımsal biçimidir: Günlük bu haliyle o sıralarda kaleme aldığı yapıtlarının hazırlanmasına katkıda bulunmuştur ve bu özelliğiyle de onları aydınlatmaktadır.” (s. 8)

 

Yine defterden: Son derece etkileyici; yetkin bir Türkçe, anlatım. RB, annesinin (onun deyimiyle “anneciğim”) öldükten sonra tuttuğu kendisi için notlar; bir iç durum ama “gönül kurluğu”; yasın içselleştikçe daha da yas oluşu, kuşkusuz bunda bir bilgelik var. Yıllar sonra metin günışığına çıkıyor. Anne, sonra “kızı” konumuna geliyor ve öldüğü ilk gece: “Evliliğin ilk gecesi. Peki ama yasın ilk gecesi?”...

Kitabı, “Sunuş”u da kaleme alan Nathalie Léger hazırlamış; dilimize de Mehmet Rifat ile Sema Rifat çevirmiş (YKY yay.). Barthes’ı annesine büyük bir düşkünlüğü var. Kitabın kapağında, on yedi yaşındayken annesi ve kardeşiyle birlikte çektirilmiş bir fotoğraf yer alıyor. Son derece annesine fiziksel olarak benziyor. Üstelik yüzündeki çocuksu ifade de sanki annesininki.

Büyük bir sevgi, bağlılık, “marazi” bir durum da söz konusu, zaten bu da çok doğal değil mi? Annesinin ölümden sonra yıkılıyor (bunu okuyoruz); iki buçuk yıl sonra Mart 1980’de geçirdiği bir kazadan sonra da ölüyor! Bir anlamda annesine kavuşma mı? Günlüklerin sonunda, 15 Eylül 1979’da şöyle not düşmüş:

 

“Öyle hüzünlü sabahlar ki...”

 

Günlüklerde Proust’a da gönderme yapıyor (bazı alıntı parçaları), onun annesine olan “marazi” düşkünlüğüne! Kısa ama çarpıcı, 1 Ağustos 1978’de yazılanlar:

 

“Yas. Sevilen kişi öldüğünde, narsisizmin en şiddetli evresine ulaşılır: Hastalıktan, yükümlülükten kurtuluş yaşanır. Sonra yavaş yavaş özgürlük kararmaya başlar, büyük üzüntü yerleşir, narsisizm yerini yürek karartıcı bir bencilliğe, bir gönül yüceliği yokluğuna bırakır.” (s.189)

 

 

(...)

 

Kitap

20. yüzyıla adını yazdıran yazarlardan biridir Roland Barthes (1915-1980). Denemeci, eleştirmen, göstergebilimci ve akademisyendir. Romanın Hazırlanışı I: Yaşamdan Yapıta (çev: Mehmet Rifat-Sema Rifat, Sel yay. 2006), onun Collège de France’taki son derslerini ve son seminerlerini içeriyor. Yakında kitabın ikinci cildi de (aynı yayınevinden) “İstek Olarak Yapıt” altbaşlığıyla yayınlanacak. Barthes’ın öğrencisi de olan Mehmet Rifat kitaba yazdığı önsözde şöyle diyor:

“1977’de annesinin ölümüyle geçirdiği sarsıntı üzerine o güne dek sürdürmüş olduğu yaşam biçimini tümüyle değiştirmek ve kendine yeni bir yaşam biçimi (“Vita Nova” ya da “Vita Nuova”) yaratmak isteyen Barthes’ın o yıllarda tıpkı Proust gibi yazı türünü de değiştirip (Barthes da Proust gibi annesini yitirdikten sonra böyle bir karara varmıştır ya da karar vermek üzeredir) yine onun gibi, kısa metinden uzun metne, parçalı anlatımdan akan uzun anlatıma, eleştirel denemeden romana geçmek istediği söylenir.”

         (…)

         “Romanın Hazırlanışı I: Yaşamdan Yapıta, ‘Yazınsal Yapıtın (Romanın) Hazırlanış Koşullarının Sorgulanması’ olarak okunurken, Barthes’ın, kendi Vita Nova tutkusunu ya da isterseniz kendi ‘Roman Fantasması’nı sergileyişi olarak da alımlanabilir.”

 

 

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş