Şemsi Paşa...

İSTANBUL’DA MAVİ BİR TEREDDÜT’TEN

ŞEMSİ PAŞA CAMİSİ

 

Yılın son günü büyük beklenti. Toplumsal sıkıntının sanırım bir göstergesi, gerilmiş, gerilmekte olan İstanbul ve Türkiye! Kuşkusuz tüketim meselesi de. Karşıda Sinan’ın incisi Şemsi Paşa Camisi parıldıyor, karanlığıyla bir tanker geçiyor. Saray’ın ışıkları söndürülmüş, Kız Kulesi’ninki belirsiz, şimdi köprü, Boğaz’ın üstünde mavi asılı. (S.39)

           

Kız Kulesi’nin, Saray’ın, Dolmabahçe Camisi’nin, Şemsi Paşa Camisi’nin, yürekte kabaran ama karşılıksız kalan bir aşkın meyvesi Mihrimah Sultan Camisi’nin ve ötekilerin, eski telsiz binasının ve ötekilerin henüz ışıkları yanmadı, hava daha aydınlık ancak her zamanki gibi en erkenci Selimiye’nin ışıkları güneşin turuncusundan kıvılcım aldı. Boğaz kıpırtılı, hava açık, zaten pırıl pırıldı bütünn gün, motor sesleri martıların sesleriyle birlikte, aslında gelen baharın da sesi, bir süre sonra açmış olmayacak mı erguvanlar? Selimiye’nin ışıkları daha da belirginleşirken güçlenirken, şimdi yandı tek minaresiyle Şemsi Paşa Camisi altından bir kandil. (s.164)

 

1999’un Kasım başı taşınmıştım, yine penceremde az çok Boğaz görünümü vardı, görüntü o evde hâlâ var kuşkusuz. Tam karşıda Üsküdar ve Salacak. Şanslıydım, küçük de olsa bir “manzara”: Şemsi Paşa Camisi görüntümün içinde. Harem’i göremediğim gibi Üsküdar’ın tamamını da göremezdim. Kuzguncuk’ta oturduğum yıllar Üsküdar geçit semtim, Eyüp bakışımlı! (s.171)

 

Buraya taşınalı henüz iki yıl olmadı, dolayısıyla Beytülmalcı’daki yaşananların büyük bir kısmı anı sayılamayacak kadar bugüne yakın, hayatımın en verimli yılları, altı ay kadar da oğlum benimle birlikte oturmuştu, kutu gibi ev, “bir artı bir” dedikleri, üniversiteye gidiyordu o sıralar, oda olan “bir”i ona vermiştim doğal olarak, artının öteki “bir”ini de ki dar bir salon denebilir, kitaplıklarla bölüp yatak odası yapmış, geriye kalan bölümde ki bu bölümün sokağa bakan kısmı olduğu gibi çerçevedir, ahşap ile cam, biraz tıkış da olsa çalışma masam yer alabilmişti, tam karşısında dar açılı mavisiyle azıcık Boğaz, Şemsi Paşa Camisi, Salacak’a uzanan yolun başlangıcı, o açıdan Kız Kulesi görünmezdi, küçük odadan görünürdü, önümüzde bir iki ağaç ve hele de bahar yaz aylarında yapraklar arasından beyaz süzülen vapurlar, yazılar denemeler şiirler romanlarla beraber aşklar kadınlar kırılganlıklar, bazen ömrümü sorgularken yalnızlık tapınağımda, böylesine bir sıkıntı hiç yok, belki vardı, tinsel tensel yazınsal yoğunluktan fark edilmiyordu, yüzeye çıkmıyordu, yağmur iyi güzel de hava bu kadar soğumasaydı! (s.178)

(Literatür yay. 2013)






Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş