Sera'nın Gözyaşları, Sera'nın!

"pazartesi yazıları"

BEŞ YIL ÖNCE...
Kalem oynamadı bu pazartesi, geçmişten bir yazı –çok da geçmiş değil ama– usuma düştü; böylece bir kez de burada paylaşmak istedim:




SERA’NIN GÖZYAŞLARI, SERA’NIN!

 

Bir güvercin havalanıyor, uçup uçup gökyüzünde yitiyor

Bir güvercin genç bir kızın yüreğinden havalanıyor, daha yirmisinde

Gözyaşlarını taşıyor güvercin, ürkek ama uçuyor

Sera Dink ağlıyor, haykırıyor gidenin ardından

Giden ki bir daha asla gelmeyecek, gelemeyecek

Bir kaldırım taşında yatıyor, kanlı bedeni

Sera Dink ağlıyor, çığlık atıyor, derin bir sessizlik gökyüzünde!

 

“Babamı vurdular” diyor, haykırıyor, bütün iyi evlatlar düşkündür babalarına, hem ne çok

 “Şimdi kanları daha mı temiz oldu?” diyor, bıraksalar o da kendini aşağıya atacak, hemen o bedenin yanına yatacak

 “Babamın karşısına çıkamadılar, arkasından vurdular” diyor, bir damla gözyaşı düşüyor, düşüyor, düşüyor,

Sera Dink, Sera Dink, adını hep andığım, hep anacağım, kibar kız

Sera Dink, Sera Dink, derinden geliyor sesi, binlerce yıl öncesi sanki

Hani bitmemiş kanlı kardeş savaşları, ortaçağ karanlığı

Bir haykırış, ne dehşetengiz ki daha da kalacak yerkürede

Kanla boyadığımız yerkürede, bir insanlık ayıbı işte

Kaldırımda yatan beden, biraz önce, ki bir güvercin geçiyordu yükseklerde, ıslık çalıyordu Ermenice

Sera Dink, Sera Dink, güç tutuyorlar, balkonda kadınlar, keder yumağı, haklı bir öfke

Şiirin ölümü baktığı nokta Sera’nın, gözlerinin, kalbinin

Şiirin ölümü, varsa bunca haksızlık, adaletsizlik, hainlik

Karanlığa gömülüyor sokak, cadde, ev, orman, dağ, taş

Derin bir sessizlik, sanki binlerce bağıran insan gibi derin bir sessizlik, sonra

Bir mum yakıyor genç bir kız titrek, kederli elleriyle

Aydınlatıyor caddeyi bir adamın, bir erkeğin, bir babanın ismiyle!

 

Bir cenaze alayı uzanıyor, güvercinler havalanıyor, ürkek

Annesinin omuzuna başını koymuş, kardeşleri gibi, hepsi gibi tanımsız kederli

Şimdi de sessiz gururunu solgun bakışlarında taşıyor, annesinin acılı seslenişinin içine karışıyor; “kardeşlerim, kardeşlerim” diyor anne!

Bir caneza alayı uzanıyor, önde gidiyor araba, içinde birkaç gün önce Ermeni türküsüyle hayata bakan adam yatıyor,

O şimdi ıslık çalamaz, o şimdi kızının başını okşayamaz,

Utan kanlı el ve eller, utan, insanlığından utan,

Bitmedi mi içtiğin kanlar, ortaçağ karanlığıyla, tecimsel hesaplarınla

Güneşli bir gün, ne fayda kaldırım taşında babasının kanı, bir kız ağlıyor, çığlık atıyor, yüreğime saplanıyor,

“Ağlatmayın beni derdim büyüktür” diyorum Pir Sultan gibi; onu da öldürmediler mi?

Sera Dink, Sera Dink adını hep sesliyorum, çocuğum benim,

Yüzün balkonda dehşetengiz bir ortaçağ karanlığına haykırıyor, şiirin öldürüldüğü nokta, yüzün hep aklımda,

Bir kaldırım taşı ki kanlı, geceleri artık kâbusum oluyor, benim, onbinlerin!

 

Çanlar çalıyor, Hrant’ın ruhu arınıyor, iki kız annelerinin yanında, öteki oğlan, gelin, torun, amca, hepsi suskun, gururla,

Yüreklerinde baba acısı, koca acısı, kardeş acısı, arkadaş acısı yüreklerinde, hepsini geçtim, geçemem ama, bu yurdun acısı

Ermeni türkü dolaşıp, Malatya ovalarından çıkıp geliyor kente, bir güvercin gibi ve bir Anadolu mozaği kadar renkli

Şimdi o türkü öznesiz, şimdi o türkü kimsesiz değil ama öksüz,

Yetim bir türkü bizim de dilimizde artık, yurt denilen ovanın dağlarından hısım akraba gibi gelen

Hepimizin yurdu bir değil mi Sera?

Sera Dink acını paylaşmak istiyorum, gözyaşlarına karışmak istiyorum

Bir baba değil miyim, bir insan değil miyim, benim de bir babam olmadı mı?

Binlercesinin, onbinlercesinin, milyonlarcasının olduğu gibi

Sera Dink, Sera Dink adını önceden de ne güzel sesletiyorum,

Ama bu insanlık dışı öyküde ne yazık ki güzel olmuyor, olamıyor

Ağla kızım, benim kibar öğrencim ağla, haykır, kimsenin kanı temizlenmiyor,

Gözü dönmüş bir katil arkadan haince yaklaşıyor, bir maşa, ortaçağ maşası, çıkarlar maşası, bütün suçu üstlense ne olur, bir çocuk, belli ki çok daha yol almamız gerekiyor,

Sera Dink, Sera Dink ağla küçüğüm, ağla, haykır,

Acını, acınızı kimse dindiremez, hiçbir ceza, hiçbir başsağlığı!

Bir görüntü, beyaz bir şal boynunda, yere doğru uzanıyor, güvercinin kanatları gibi iki kızkardeş annenin yanında, yorgun, dinliyor; binlerce, onbinlerce sessiz dinliyor:

“Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim...”

 

Sorgulanmıyor kardeşim, sorgulamıyorlar, ne acı, ne zalimce, kardeşlerim

Tecim dünyanın her yerinde, çıkar, kan, modern hayat dedik ama hep böyle olagelmedi mi?

Kim bilir ne hesaplar var gerisinde!

 

Genç bir kız, parmakları kederler içinde bir mumu yakıyor, bir cadde boydan boya aydınlanıyor; şimdi o caddenin adı Hrant Dink olmalı,

Ağla Sera Dink ağla, yurdum ağlıyor, sağduyu ağlıyor, karanlık kapılar hınzır emelleriyle sırıtsa da

Ermeni, Kürt, Laz, Arap, Türk ne fark eder Sera ne fark eder!

İnsan değil mi kutsal olan, ne devlet ne yasa, insandır kutsal olan, insan!

Sera Dink! Benim kibar öğrencim, ağla!

 

Zamanın içinde bir gün, hayat işte, güneşli bir gün

Bir güvercin havalanıyor, genç bir kızın yüreğinden

Gökyüzüne doğru yükseliyor, izliyoruz biz dünyalılar olarak

Kan gölüne çevirdiğimiz dünyadan yükselişine bakıyoruz güvercinin

Güvercini yakalayıp kalbini yaracak olsak, bir şairin dediği gibi,

Hrant Dink çıkardı içinden, Sera’nın babası, bedeni kaldırımda yatıyor, kanlı

Sera balkondan atladı atlayacak, gözleri yaşlı, zor tutuyor kadınlar, acısını paylaşıyor, acını paylaşıyoruz Sera, kimseyi geri getirmez acıyı paylaşmak ama…

 

Güvercin yükseliyor yükseliyor gözden yitip gidiyor, bilinmeze

Şimdi güvercin yok, kayboldu, göremiyoruz, telaşın tanımsızlığı şimdi

Sonra bir türkü duyuyoruz, her türkü moraldir diyor eskiden bir devrimci, eski anıdır ya, ne yazık şimdi anıların hem sevinç hem acı sana Sera!

 

Güvercin yok oldu; ya bir yanılsamaydı ya da bizi terk etti

Ama türkü giderek yükseliyor, bir adamın öyküsünü anlatıyor, her türkü birinin öyküsü olduğuna göre

Ne yazık ki giden geri gelmeyecek, güvercin dönmeyecek, avunmalı mıyız şimdi bir türküyle, kolay mı avunmak, intikamı silelim defterimizden, katilin bir zamanlar bebek olduğu usumuzda

Ne yazık anıların hem sevinç hem keder şimdi Sera,

Sera Dink, benim kibar küçüğüm, ağla, ağla, ağla!

 

(“Kalemin Ucu”, Referans, 27 Ocak 2007)

 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş