Turhan Günay İçin...

TURHAN GÜNAY İÇİN…

 

Bir yaz günü, 91’in yazı olmalı; dün gibi gözlerimin önünde, oysa onca yıl geçmiş aradan. Marmara Adası, Çınarlı Köyü, bir akşamüstü, güneş yavaş yavaş inişe geçmiş, Turhan ile karşılaşıyorum kıyıda. Biz ünlü Akademili Mengü Amca’nın yerinde kalıyoruz, aklım dağlarda, kalbim dolunayda o sıra; bu mâzeretim de olsa yaptığım ayıp!

Bir rastlantı, “Aaa, sen de mi buradaydın, ben de buradayım” gibisi şaşkınlıktan sonra sohbete başlıyoruz; bellek yanıltmıyorsa, ağbisinin evinde kalıyor, bizim yere çok yakın. Konuşuyoruz ama adını bir türlü anımsayamıyorum, olacak iş değil! Kısa bir süre önce Atıl Ant’ın odasında yâni AFA Yayınları’nda tanışmışız, sonrasında birkaç kez daha karşılaşmışız! Kaldı ki aynı mahalledeniz, Bâbıâli’den, o da bizim büyüklerimizden!

Oysa hep güvenirim belleğime; gelmiyor işte aklıma, dayanamayıp soruyorum utana sıkıla, yüzüme bakmıyor gözü uzaklarda “Turhan” diyor, yerin dibine giriyorum, adını nasıl anımsayamam! Kızdı bana diyorum herhâlde; ama öte yandan çok rahat, belli ki uygunsuz soruma aldırmıyor, gözleri hep uzaklarda ve biraz da sanki düşünceli, çok ayıp ettim diyorum içimden...

Bu kez dayanamayıp ikincisini soruyorum, ne oldu gibisinden, çünkü kendimi affettirme telâşı, o hiç oralı değil yine, her şey normal akıyor onun için; bense yavaş yavaş kumların içine giriyorum ama bir yandan da yiğitlik var, belli etmemeye çabalıyorum. Yine gözleri uzakta, sâkin:

“Yaa, çapariye çıkacağım,  denize bakıyorum, karar veremedim” diye yanıtlıyor, rahatlıyorum; böylece balıkçı olduğunu da hiç unutmuyorum...

Umarım bu yaz, Turhan Günay yine çapariye çıkacak.

Rastgele...

 

(Cumhuriyet Kitap, 6.3. 2017)

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş