Uzaklaşmak...

 

 

UZAKLAŞMAK...

 

Bir süre alıp başımı uzaklara gitsem, şu şehirden, şu garip ülkeden uzaklaşsam; kendime bir okuma yurdu bulsam. Televizyon izlemesem, gazete okumasam, medyadan uzak dursam, yalnızca okusam, okusam. Hatta yazı da yazmasam; tek bir satır bile…

Eski yazarları okusam, örneğin Halid Ziya Uşaklıgil'in yapıtlarını okusam, Tevfik Fikret'in, bütün şiirlerini de alsam yanıma. Ahmet Hâşim okusam, Yahya Kemal Beyatlı  okusam...

Tabii ki Eylül'ü birkaç kez üst üste okusam; hele de eylül gelmiş, sararmış sonbahar yaprakları penceremden içeri düşmüşken...

 

***

Geçen salı Selim İleri yakınlarda yaşadığı bir olayı yazmıştı; bir adam yanına gelip, Selim İleri'ye bir anlamda hakaret etmiş, eski yazarlardan söz ediyor, onlarla ilgili yazıyor diye. Böylece, Selim İleri gericilik propagandası da yapıyormuş!

Çok merak ediyorum, romanla ilgilenen bir kişi, aydın, öğrenci, sıradan bir okur değil, gerçek bir edebiyat okuru bırakalım öncesini, Halid Ziya'yı okumadan yirminci yüzyıl romanı hakkında nasıl  "sağlıklı" bir fikri olabilir. Aşkı-ı Memnu okunmadan modern romanımız nasıl "anlaşılabilir".

Selim İleri, sık sık eski yazarları gündeme getirmekle aslında ne kadar iyi yapıyor. O yazarlardaki, o kitaplardaki incelikleri, estetik boyutu, nasıl da gözler önüne seriyor, altını çiziyor.

Bence, bu konuda Selim İleri'ye teşekkür etmek gerekir. Özellikle okullarımızdaki çok çok kötü edebiyat eğitimimizin olduğu şu yıllarda. Medyamızın edebiyatla hiç ama hiç ilgilenmediği, çoksatarları edebiyat yapıtı sandığı şu zamanlarda.

Selim İleri'nin, örneğin, Halide Edip Adıvar'ın romancı olarak özelliklerini sıralaması, kısaca da olsa, yerinin elverdiği ölçüde betimlemelerindeki ayrıntıları ve incelikleri okura sergilemesi, yazarı daha anlaşılır kılması, sizce gericilik propagandası mı yoksa, okur için yararlı bir yaklaşım mı?

İnsanın aklına garip sorular da gelmiyor değil, açıkcası. Şimdi, 1902 doğumlu Nâzım Hikmet eski, köhnemiş bir şair mi? 1907 doğumlu Sabahatin Ali de mi köhnemiş bir yazar!

Aradan yüzyıl geçmiş, sözü edilen adamcağızın mantığından bakarsanız, yukarıda saydıklarımın da köhnemiş, eskimiş yazarlar olması gerekmiyor mu?

Nitekim, iki yıldır -en azından lise bitirmiş- karşıma gelen öğrencilerin (Akademi İstanbul), büyük bir çoğunluğu  Sait Faik'i tanımıyor, yapıtlarını okumamış! Onlara okuttuğumda, onlar da benzer bir mantıkla yüzüme bakıyor!

Bana göre modern (20. yüzyıl) romanımızın anlaşılabilmesi için, bir kez daha tekrarlıyayım, Halid Ziya Uşaklıgil'in özellikle de Aşkı-ı Memnu'nun çok iyi anlaşılması, okunması gerekir. Hele şimdilerde, 2000'li yıllarda daha  "farklı" okumak, çözümlemek gerekir.

Zaten, bence, modern romanımız, -daha önce de yazmıştım-, Halid Ziya Uşaklıgil'den başlayıp Selim İleri'ye uzanan büyük bir yaratıcılık serüvenidir...

 

***

Alsam başımı uzaklara gitsem, gazete almasam, kimsenin gazetesini de okumasam, televizyon izlemesem, kimsenin televizyonuna da bakmasam; haber maber dinlemesem, kendime bir okuma yurdu bulsam, okusam, özellikle eski yazarların yapıtlarını okusam, okuduklarımı yeniden, okumadıklarımı ilk kez okusam; hatta yazı, deneme, köşeyazısı falan da yazmasam, yalnızca romanın ve kendi romanımın derinliklerine dalsam.

Önce uzaklaşsam...

 

("Işıldak ve Yelpaze",  Cumhuriyet, 13 Eylül 2001)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş