Yazın, Yazların Anısına...

YAZIN, YAZLARIN ANISINA...

 

Çocukluk ve gençlik yıllarımın geçtiği Bakırköy'ü dünyanın en güzel yeri olarak bilirdim. Benim için hâlâ öyledir. O yılların, o bahçeli iki katlı evleri; yediveren gülleri, çeşit çeşit meyve ağacı ve özellikle de sâkin sokakları.

Hele de yaz gelmeye görsün!

Yazlık sinemaları, haziranda açan gülleri ve de kırmızı gülleri. Tabiî ki aşk. Yazın sesi aşkın da sesiydi.

Dışarıda olabilmenin dayanılmaz çekiciliği ve özgürlüğü vardı. Öte yandan çâresiz bir tutuklu sanki:

Bütün gün yalnızca bir köşede durmuş, pencereden bir bakmasını, bir ân görünmesini ve görmesini beklemek...

Arkadaşlarla sokaklar boyu volta. Sâhile inip, piyasa yapmak. Özenilen ağbiler; özenilen aşklar.

O zamanlar ki İstanbul’un son “mahalleli” yıllarıydı herhalde; mahalle adabı, mahalle sohbetleri, mahalle konuları ve sorunları vardı. Mahalle dostlukları, arkadaşlıkları ve de aşkları vardı.

“Benimki”, “seninki” tanımlarının ardından yıllar geçtikçe, gece kafa kafaya verip kırılan boşalmış şarap şişeleri vardı. Bir ara sıkıyönetimler de vardı; insanı bahçesinde bile rahat bırakmazlardı...

“Bütün yaz”, bizimdi. Tanpınar’ın şimdi okuduğum dizeleri gibiydi:

 

Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede...

 

Ağaçların altında güneşin sıcaklığından kaçıp, hayâller içinde ilkgençliğimizin tâzeliğiyle saatlerce konuşmalar vardı.

Olan ve olmayan aşklarımızı anlatmalar vardı. Büyümenin şikâyetleri vardı, “ilkyazşikâyetleri” gibi...

Yazlık sinemalar vardı; her gece birinden ötekine koşturduğumuz; belki sevgiliyi uzaktan da olsa gördüğümüz.

Acemi paketlerimizden fiyakayla çıkardığımız sigaralar vardı: ciğerimiz yansa da çaktırmaz, filitresiz Yeni Harman’ın dumanını projektörün eski beyazlığına efkârla üflerdik.

“Koca bir yaz” böyle geçerdi. Bir gülümseme dudaklarımda her okuduğumda. Oktay Rifat’ın şiirindeki gibi:

 

Koca bir yazı çekirdek içleyerek

sinamalarda geçirdim,

taban teptim sokaklarda

tırnak yedim uyudum,

denize baktım usanmadan

 

Yaz aylarında eskiden “deniz” vardı İstanbul’da. Denize girilirdi, dört bir yanında. İstanbul’un plaj aşkları vardı. Kaçamak elele tutuşmalar; kabin arkası yürek hoplatan öpüşmeler.

Delikanlılığın hayta ateşini, o güzelim Marmara’nın serin ve berrak suları alırdı çoğu zaman...

Çok mu geride kaldı o yazlar; aslında tüm yazlar geride kaldı. Hayıflanmak boşuna, geçmişteki aşklar da “dönmüyor” bir daha; o güzelim bahçesinde kırmızı gülleri olan iki katlı evler de.

Onlar, bir şiirin unutulmaz dizeleri gibi bir köşesinde belleğimizin, belleğimin: yazın, yazların anısına sadık kalarak.

 

(Yaşamın Kendisidir Aşk, Özgür yay. 2. basım, 2008)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş