Yazsonu, Aşk, Ay...

YAZSONU, AŞK, AY...

 

Güneş batıyor, tepenin ardından. Daha sarı geçen aydan. Artık Eylül, yarım ay körfezin üzerinde; gündoğusu bir ayrılık şarkısı...

Kumsala çekilmiş kayıklar, yazsonu habercileri. Kız ile oğlan sarmaş dolaş; belki de son kucaklaşmalar, son ânlar, son öpücükler; yollar ayrılacak. Kim bilebilir sonrasını.

Güneş battı, Somatraki ve İmroz eflatunî bir renk aldı. İçimi hüzün kaplıyor, bir yaz daha bitiyor. Kız ile oğlan bir türlü ayrılamıyor.

Karşı kıyılar son derece belirgin; hiç böyle görmemiştim. Geçmiş gibi. Her bir noktası açık seçik; en ince ayrıntısıyla, tüm doğal çıplaklığıyla görülüyor. Ama dokunmak imkânsız; karşı kıyı çok uzakta.

Kız ile oğlan sarmaş dolaş. Bir yazsonu; denizin mavisi lacivertle dans ediyor.

Sabahın erken saatlerinde kumsalı, denizin aydınlık mavisini izliyorum. Sahilde kimsecikler yok. Mutlu saatler. Küçük mutluluklar tabii ki...

Ne zaman Saros’a böyle yalnız baksam, Michel Rio’nun Belirsizlik romanı gelir aklıma.

Bir adam (yazar) sahilde, Büyük Okyanus’a bakar. Bir setin üstündeki banka oturmuştur. Deniz, ufuk çizgisi ve sonsuzluk üstüne düşünür. Bir evin bahçesindedir. Evin sahibi gelir; yönetmendir. Daha sonra kumsala bir kadın gelir, soyunur ve denize girer.

İki adam, bu ânın bir “film” olabileceğini konuşur. Yazar bütün gün denizi ve kadını izler. Kadın ile tanımı güç bir “aşk yaşar” ve sonra yönetmen bu ânı filme çeker, vb. vb.

Setin üstündeyim ve bankta oturuyorum. Denize sonsuzca bakıyorum. Sitenin sol yanındaki yoldan genç bir kız kumsala iniyor. Tüm sitenin önünü kumsaldan yürüyor, böylece kız önümden geçiyor ve onu “dakikalarca” izliyorum.

Genç bir kız; yirmi iki-yirmi üç yaşlarında. Üzerinde plaj elbisesi. Mavi büyük çiçekli. Altmışları çağrıştırıyor. Bikinisi içinde, askılardan belli. Kolunda çantası; uzun ve düzgün bir beden.

Bir ân bakışıyoruz. Yoluna devam ediyor; başımı hiç çevirmiyorum, yalnızca bakışlarımla izliyorum. Görüş alanımdan çıkıp gidiyor, “yaşamım”dan da çıkıp gidiyor. Bir kez daha görme “şansım” var mı?

Artık Saros’un Yayla sahili de “tarih” oldu. Karşı kıyılar gibi, belleğimde.

Kızı bir kez daha göremiyorum. Başlamamış bir öykü bitiyor. Acaba, “ölüm korkusu” mu genç kızlara “beni” âşık eden. Yoksa, bu “mavi çiçekli” kız hiç geçmedi mi sahilden, Saros’dan.

Artık, dolunay körfezin üstünde hüküm sürüyor. Ay, denizin ortasında, geçmişe uzanan, anılara uzanan, o inanılmaz doğaya, güzelliklere uzanan bir yol; yalnızca bellekte...

Ya aşk... Ne kadar Saros parsellense de, aşklar şu veya bu biçimde, şu veya bu ân şarkısını söyleyecek. Hep söyleyecek, ama.

En kararlı dinleyicileri de, ben ve ay. Bir yazsonu daha. İşte Eylül’ün hüznü günbatımının eflatunî ışıklarında ve Yahya Kemal’in dizeleri dudaklarda:

 

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:

Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;

Mehtâb... iri güller... ve senin en güzel aksin...

Velhâsıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde!

 

(Yaşamın Kendisidir Aşk, Özgür yay. 2008)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş