Yüzdeki Anlam

YÜZDEKİ ANLAM


Dün gece bir yıldız gibi düşüverdiniz, her baktığımda yüzünüze, bir “anlam” var ama biraz hüzünlü. Söylemek istediğim ve bir türlü fırsat diyelim, fırsatını bulamadığım, bir “anlam” yüzünüzdeki. Nedir bu “anlam” beni bunca etkileyen ya da çekici olan!

Uzun yıllardır karşılaşmıyoruz, eskiden sık karşılaşırdık, buluşurduk, bir yerlere gittik, yemek yedik ama sonra, seyrekleşti bu karşılaşmalar, buluşmalar; sonra da kesildi. Her şeyden önce sizi hep çekici bulmuşumdur, bu ayrı, dün gece daha da çekiciydiniz bu daha da ayrı…

[Buradaki “siz”, bir resmiyet değil, tabii ki senli-benliyiz; ne var ki “siz” demek güzelliğine, kadınsılığına benden bir teşekkür!]

Bir kadına bu kadar mı kısa saç yakışır, onu çekici kılar! Uzun saçı tercih eden erkeklerdenim ama bu daha çok yazınsal bir şey; kısa saçlarınız, kişiliğinizle bütünleşmiş sanki.

Köşeme çekilmiş yaşamaktayım bu aralar, bunun binlerce nedeni var, en son sıradaki neden de yeni bir romana başlamam. Yıllar içinde zaman zaman sizi düşünürüm ve hep o yüzünüzdeki anlam gelir gözlerimin önüne. Sanırım en son birkaç yıl önce, en az dört olmalı, bir barda karşılaşmıştık, bir gece, ne kadar hüzünlüydün o gece, biliyor musun?

[Artık “siz”den, “sen”e geçiyorum, çünkü kendimi senin yakınında hissediyorum ancak bu ötekini de kullanmamak değil, “siz”i de seviyorum.]

Senin yüzün hep hüzünlüdür ama gülümseyen bir hüzündür bu. İşte şimdi geliyorum, yıllardır, yüzündeki anlama. Dün gece sabaha kadar düşündüğüm o yüzün: geceye bir yıldız gibi düşmüştün ya! Mutsuz bir kadın her şeyden önce, çok üzülmüş, birileri onu derinden kırmış. İfade bu benim için ilk baktığımda, son baktığımda da.

Mutlu olmayı, huzuru dolayısıyla aşkı arayan bir kadın. Birçokları gibi. Ancak burada bir şeye değinmem gerek, birçoklarından ayrılan çok önemli bir fark var, hem de çok önemli! Mutluluğu, huzuru yâni o aranan aşkı, aşk dolunaya dokunmaksa, o işte, en çok hak eden, yeryüzünde en çok yaşamayı hak eden kadın, işte anlam bu yüzündeki. Yaşayamamış, hüzün o işte; ama hep bir gülümseme de var, “olsun” der gibi, “işte hayat” der gibi. İkisi birlikte: hüzün kırılganlık; gülümseme de iyilik aynası…

Hele son karşılaşmamızda, ne kadar kırılgandı bakışların ve çevrendeki o anlamsız gürültü ve erkekler, senin ancak burada sizin demeliyim, zarifliğinizden ne kadar uzak…

Yıllar sonra bir gece bir adam, rastlantının içinde bulur kendini, kadın son ânda el eder, geçerken yürüyüp gitse, belli ki bu yazı hiç olmayacak, söylenememişler kutusunda durup belki de hiç açılmayacak! Böylece rastlantı, rastlantılar iyidir, yaşamı renklendirir, insanı hayata bağlar. Gördüğün gibi yaşam ile hayat sözcüklerini de birlikte kullanıyorum, siz ile sen gibi! Evet rastlantı, yüzünüzdeki hüznün anlamını ortaya çıkardı, yıllardır söylenmek istenen…

Yıllar geçiyor, zamanı durdurmak imkânsız, hep çekici hep güzelsin ama en önemlisi yüzündeki gülümseyen hüzünlü ifaden; bir de insanın belleğine yer etmiş o kısa saçların, demeliyim…


("Aşka Dair Çeşitlemeler": Özgür Edebiyat, Kasım-Aralık, 2013)

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş