Zeytin Ağacı

14 ŞUBAT YAKLAŞIRKEN

zeytin ağacı

 

Vali Konağı Caddesi’nde. Harbiye tarafından gelirken, dört yol ağzını aşağıya doğru geçtikten sonra, sağ tarafta bir binanın giriş katı. Şirin bir kafe, bir tarafı da Şakayık Sokağı’na bakıyor.

İginç bir “öykü”sü de var, kulaktan kulağa yayılan. Arkadaşımız Asuman’ın yeri de Akkavak Sokağı’nda yani bir önceki sokakta. Asuman, bir ara kafe “yapmıştı”. Gerçi Asuman dükkânın “konu”sunu ha bire değiştirip durdu. O zamanlar bir kafe.

 

Asuman’ın erkek arkadaşları özellikle de Zeytin Ağacı’na gelip “Asuman burada mı?” diye soruyor; sonra “Aaa yanlış yere gelmişiz!” diyorlar. Aslında amaçları çok net; Zeytin Ağacı’nda çalışan (ya da işleten) çok hoş ve güzel bir kadın var; onu görmek, tanışmak, sohbet etmek istiyorlar. Anlatılanlara göre, bir süre sonra genç kadın durumu anlıyor, nazikçe tebessüm ediyormuş.

Bu öyküyü o sıralarda öğrendim, yani söz konusu ettiğimiz genç kadının işi fark etmiş olduğu günlerde; onun için gidip Asuman’ı soramadım!

Yine bir gün, bir doktor randevusu sonrasında, malum doktor semtidir Nişantaşı, gerçekten de Asuman’ın kafesini aramış ama bir türlü bulamamıştım; çünkü dükkân kafeden yatak odası takımı satan bir içeriğe dönüştürülmüştü! Zeytin Ağacı’nı görmüş (o zaman yukarıdaki ünlü öyküyü bilmiyordum), orası mı değil mi, diye önünde dolaşmış, adı böyle değildi falan diyerek girmekten vazgeçmiştim. Girseydim gerçekten de Asuman’ı soracaktım: “Orada mıydı?”…

Aradan yıllar geçti, şimdi güzel bir buluşma yeri mi diye bir kahve içmeye geliyorum! Evet öyleymiş. Kim bilir belki de yukarıdaki öykü bir başka yere aittir, ne önemi var. Küçük, samimi bir kafedeyim; kibar, zarif bir kadın gülümseyerek karşılıyor; dükkânın en son işletmecisi.

Aslında küçük bir lokanta demek daha doğru. Bu lokanta sözcüğü çok az kullanılıyor. Adı üstünde “zeytin ağacı”, hafif sağlıklı yemekleri de var. Yemekleri, diyetisyenler de öneriyormuş; çok doğal, çevre doktor dolu. ‹şletmeci değişmiş, bir önceki erkekmiş. Müşterilerinin çoğunluğu kadın ve tipik bir müdavim yeri. Özel toplantılara açık, “kendini evinde duyumsamak” duygusuna karşılık gelen bir mekân. ‹nternetteki sitesinden bu özelliği anlaşılıyor. Ayrıca işletmecisinin Karadenizli olduğu da; bu daha çok, menüdeki hamsi buğulamadan. Kızartma özellikle yok.

Akşamüstü, bahar, pencereler açılmış, kafe sessiz, sakin; birazdan iş çıkışı müşterisini bekliyor. Sabah (kahvaltı var), gelmenin yani sevgiliyle buluşmanın da başka bir keyfi var; belli ediyor kendini Zeytin Ağacı. Güne başlamak için kahve iyidir. Kahve zihin açar; belki sevgi sözcüklerinin de yeridir.

Hem kalabalığın içinde hem insanlardan uzak, sessiz; el ele göz göze, özellikle de kış ve sonbahar aylarında, hele hava kapalı ve yağmurluysa, bir sevgiliyle birlikte yalnızlaşmak. En sağda, pencere önündeki masadayım; Edip Cansever’in dediği gibi: masa da masa hani. Hareketli bir görüntü; sokak, cadde, insanlar, bir koşuşturmaca. Kuşkusuz biriyle birlikteyken bunların çok önemi olmaz. Ne var ki o kişiyi beklerken bu canlılık önemli diye düşünüyorum. Temenni etmeyelim, ya “ekilmişseniz”!

Zeytin Ağacı, insanı içine çeken bir kuytuluk, kadındaki gamze gibi…

 

(İstanbul’da Âşıklar İçin Buluşma Yerleri, Özgür yay. 2010)




 

 

Facebook'da Paylaş Facebook'da Paylaş
Facebook'da Paylaş